Bugün - 13 Ekim 2019 Pazar
İstanbul 22°°C
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Reklamlar
Yeni Üye
Gündem Ekonomi Sağlık İl İl İstanbul Yaşam Kültür Sanat Spor İlçeler Röportaj Eğitim Teknoloji Diğer »
Haber Detayları

ÇANTADAKİLER-3

NURCULAR KENDİ ARALARINDA NEDEN BÖLÜNMÜŞLERDİR? “ZAMAN TARİKAT ZAMANI DEĞİL” NE DEMEKTİR?

Röportaj Haberi - 25 Ağustos 2019 Pazar - 08:33
NURCULAR KENDİ ARALARINDA NEDEN BÖLÜNMÜŞLERDİR? “ZAMAN TARİKAT ZAMANI DEĞİL” NE DEMEKTİR?
Resmi küçültmek için üzerini tıklayın...

Röportaj: Bilal Dursun Yılmaz

 (Çantacı Necmi namıyla şöhret olmuş Necmettin İlgen’le mülakatımızın III. Bölümü)

İlerleyen yaşınıza, farklı sağlık sorunlarınıza rağmen, çağrıldığınız her yere biiznillâh gitmeye çalışıyorsunuz. Ve her yerde îman hakîkatleri olarak vasıflandırdığınız Risâle-i Nurları kendinize has üslup ve örneklerle anlatmaya gayret ediyorsunuz. Bu aşkı, şevki, gayreti ve enerjiyi nereden buluyorsunuz?

Cenabı Allah bana o kuvveti veriyor. 84 yaşındayım, her çağrıldığım yere gidiyorum. Çift bastonla gidiyorum, çift bastonla. Çağrıldığım bazı yerlerde merdiven oluyor onları zar-zor çıkıyorum, bazen gençler beni tutup çıkarıyorlar, geçtiğimiz günlerde beşinci katta yer alan bir yere gitmişim, merdiveni görünce "ben buraya çıkmam" dedim. Gençler; "ağabey kolay" diyerek, bir sandalye getirip beni oturttular 2-3 genç tuttu sandalyeden kuş gibi beni beşinci kata çıkardılar. Derslere gitmek, okumak, anlatmak bu da içimden gelen bir şey, eğer çağrıldığım halde gitmezsem kendimde bir suçluluk duygusu hissediyorum. Sanki içimden bir ses bana: "sen nasıl gitmezsin, Allah'ın sana verdiği bu kadar nimetleri nasıl başkalarıyla paylaşmazsın, niye gitmiyorsun? Sen kimsin ki gitmiyorsun? Bu vücut senin mi ki gitmiyorsun? diye seslendiğini hissediyorum. Vicdanımdan gelen bu sese kulak vermediğimde bir suçluluk hissediyorum, namazını kılan birinin kılmadığında vazifesini yapmamaktan gelen sıkıntısı gibi bir sıkıntı bu... Mesela Cuma günü (2 Ağustos 2019) Kars'a gideceğim, biletim hazır, hanım diyor: "20 basamak merdiveni çıkamıyorsun dünyanın her yeni geziyorsun" (üç katlı evinin girişinde kendisi, ikinci katta oğlu ve ailesi üçüncü katta da eşi yaşıyor). Hanıma diyorum: "tamam da bak şimdi; buraya, kapının önüne taksi gelecek bineceğim, beni havaalanına götürecek, orada da yardımcı oluyorlar bindiriyorlar uçağa yani benim Kars'a gitmem yukarı çıkmamdan daha kolay". Çağrıldığım hiç bir yere hayır demiyorum, diyemiyorum. Düğünlere gidiyorum, kimseden beş kuruş almıyorum, aralarda konuşuyoruz, konferanslara gidiyorum, geçenlerde konferans için gittiğim bir üniversite de beni karşılayan gençler: "ağabey biz seni çok seviyoruz, sen para istemiyorsun, başkalarını çağırdığımız zaman para istiyorlar, onu toplayana kadar canımız çıkıyor, mahvoluyoruz. Sen para istemiyorsun çok rahat bir şekilde seni çağırabiliyoruz" dediler. Katiyen beş kuruş istemiyorum, bazen uçak paramı da kendim karşılıyorum, ekseriyetten biletimi alıyorlar nadiren kendim de biletimi alıyorum. Allah'ıma çok şükür para almıyorum ama lezzet alıyorum (bunu derken gözyaşlarına hâkim olamıyor). Ne yapayım muhabbet duyuyorum, yani manevi lezzet alıyorum.

Sizi neden Çantacı Necmi diyorlar, bu nam ve unvan nereden geldi, nasıl üzerinizde kaldı?

(Gülerek söze başlıyor) Öyle ya adama Somuncu Baba demişler, Terzi Baba demişler, Telli Baba demişler, işletmesini şimdi oğluma bıraktığım senelerden beri devam eden bizim bir çantacı dükkânımız var; birisi Diyarbakır'dan İzmir'e geliyor, Nur Cemaatini bulacak ona diyorlar: "Basmane'de Çantacı Necmi var onu buldun mu cemaati bulursun". Erzurum'dan geliyor Çantacı Necmi, Antalya’dan geliyor Çantacı Necmi, Çantacı Necmi... İsmimiz çıkmış 9'a inmez 8'e işte bu böyle...  Çantacıyız bu unvan oradan kaldı. Köfteci Mehmet, Pideci Hasan,  Gemici Mehmet bu böyledir yani bizim ismimizde böyle kaldı. 

Nur Cemaati'nin farklı kolları, meşrep ve tarzları olduğunu biliyoruz. Bunların hikmeti nedir? "Nur Cemaati niye farklı kollara ayrılmış?" diyenlere nasıl cevap verilebilir?

İlk başta kendilerine "yazıcılar" diyen kardeşlerimiz ayrıldı. Yazı; o dönem (1946 yılına kadar elle Osmanlıca olarak yazılan ve çoğaltılan Risale-Nurlar 1946'da Latin harfleri ile önce teksir, 1950'den sonra da matbaalarda basıldı) çok mühim,  üstat zamanında bu eserler hep elle yazılarak çoğaltılmış, üstat yazı yazanları da methediyor. Yazı o günkü şartlarda çok gerekli, Risale-Nurlar’ı Osmanlıca (Arap harfleriyle yazılan Türkçe) olarak aslını muhafaza ederek yazmak hem Kur'an hattının muhafazası sağlanıyordu, hem de iman hakikatleri bu yolla etrafa neşroluyordu. Velhasıl o günkü şartlarda yazı çok lazımdı, sonraki yıllarda eserler matbaalarda basılmaya başlamış olsa da, yazı gene devam ediyor ama eskisi kadar değerini ve önceliğini kaybetmişti fakat üstadın bu hatırasına sadakat gösterip, elle yazmayı önceleyenler ana gövdeden ayrılıp “Yazıcılar” diye bilenen bir cemaati teşekkül ettirdi. Ondan sonra cemaatimizden bir grup arkadaş da çıktı Yeni Asya diye bir gazete çıkardı. Bunlar,  Süleyman Demirel'e takıldılar falan... O dönem cemaatin büyük kısmı "bizim işimiz gazetecilik ya da siyasetçilik değil" diye karşı çıkınca bir kısım arkadaşımız da "Yeni Asya'cılar" adıyla bilinen cemaati teşekkül ettirerek ayrıldı, sonra FETÖ'de o da o dönem bizim içimize girmişti,  o da bir grup kurdu ayrıldı. Bir grup kardeşimiz de bugün şöyle diyor: Bu kitaplar direk okunsun, hiç kimse yorum yapmasın bir grup da bu şekilde ayrıldı. Böyle yani... Biz iman esaslarına ve İslam hükümlerine ihanet etmedikçe, sapıtmadıkça (FETÖ gibi) hepsi ile  yine kalben, ruhen beraberiz hiçbir adavetimiz, dargınlığımız, düşmanlığımız, küskünlüğümüz yok. Hizmetimiz ayrı ayrı olabilir...

Zaman tarikat zamanı değil derken kastedilen nedir, Bediüzzaman tarikatlara karşı mı çıkmaktadır?

Üstadın "şimdi tarikat zamanı değil" demesi yani halkın çoğunluğu tarikata gitmiyor artık, eskidenmiş o. Şimdi karpuz zamanı mı (Ağustos ayındayız) evet, karpuz zamanı. Kışın karpuz yenmez mi yenir ama zamanı değil (gülerek), şimdi karpuz zamanı. O bakımdan herkesin önünde bir karpuz, herkesin evinde bir karpuz. Yani: Tarikat zamanı değil dediği  halk tarikata hazır değil, bizim hizmette alıyor adam kahveden arkadaşını getiriyor. Adam ne İslam'ın şartını biliyor, ne imanın şartını biliyor,  ne abdestin farzını ne de 12 farzı biliyor, hiçbir şeyi bilmiyor adam. Tarikat bunu zaten kabul etmez. Tarikatçı bunu zaten kabul etmez. Neden kabul etmez: tarikata girecek adamın bir altyapısı olması lazım. "Ağabey arkadaşı taş döşüyordu okeyden aldım getirdim, fayans döşüyordu tuttum getirdim." diyor.  Bakın nerelerden bize, Nur Cemaatine adam geliyor. Bize gelen adamlara biz, öyle bir anlatmamız lazım ki yani adam bizi anlayabilsin. Ben bir gün hapishanede mahkûmlara konuşuyorum (ders yapmayı kastederek) onlara papazdan nakil bir hikâye anlattım. Olay şöyle: "adamın birisi 99 kişiyi öldürmüş, fakat vicdanı bir kurtuluş ümidi arıyormuş acaba Allah beni affeder mi diye yollara düşmüş, ona demişler; falan yerde bir papaz var, ona git belki sana yardım eder, soruna cevap verir. Adam gitmiş papazı bulmuş 'sayın papaz efendi: ben 99 kişiyi öldürdüm ama artık tövbe etmek, iyi yola girmek istiyorum, bunun için de istiğfar edeceğim benim için de bir rahle-i necat, bir ümit var mı, bir kurtuluş yolu mümkün mü? ' diye sormuş. Papaz da: 'ulan köftehor 99 kişiyi öldürdün daha ne kurtuluşu arıyorsun' diye cevap vermiş, ha öyle mi deyip silahı çekip onu da öldürmüş 'bari yüz olsun' demiş. Derler ya 'papazı bulmuş'... Fakat adamın vicdanı hala canlı ki gene duramıyor hala bir arayış içinde diyorlar ki  'burası İzmir, Aydın'da bir papaz var git ona belki daha âlim biridir' adam tereddüt etmeden çıkıyor yola o papaza gidiyor. 'Efendim ben yüz kişiyi öldürdüm bana da bir kurtuluş yolu var mıdır, tövbe etmek istiyorum?' diye soruyor. Papaz: 'evladım sen yüz kişi öldürdün sayısı belli, sınırı belli Allah'ın rahmeti ise sonsuz sen tövbe istiğfar et, umulur ki Allah affeder. Başka bir Allah yok ki ben af etmiyorum desin, Canab-ı hak malikel mülk yatasarrefe keyfe yeşa (Mülkün ebedi ve tek sahibi. Mülkinde dilediği gibi tasarruf eden, dilediğini öldüren, dilediğini yaşatan, dilediği gibi var eden, dilediğini yok eden) affeder mi affeder sen yeter ki samimi olarak tövbe istiğfar et. Yalnız bir daha buradan İzmir'e geri gitme artık, Aydın'dan Muğla'ya doğru gidersin senin bu eski arkadaşların seni gene bozarlar onun için sen geriye dönme' bunun üzerine adam papazı dinliyor,  geri dönmüyor. Muğla'ya doğru mesrurane bir şekilde giderken yolda vefat ediyor. Bunun üzerine azap melekleri geliyor adamı cehenneme götürecekler, fakat o sırada rahmet melekleri de geliyor cennete götürecekler melekler arasında bir münakaşa çıkıyor. Melekler arasındaki bu durumu Cenab-ı hak tabiî ki görüyor. Biz buna ne diyoruz: cilve-i rabbaniye Allah (cc): 'ya Cebrail git bunların arasını hallet, bunlar (melekler) işi kavgaya döktüler' (bunları kendine has üslubuyla gülerek anlatıyor.) Cebrail (as) geliyor 'ne oluyor burada' diyor. Melekler adamın durumunu Cebrail'e anlatıyorlar. Cebrail (as): 'şimdi durumuna bakıp ona göre karar vereceğiz. Bu adam bulunduğu mahalden çıkmış başka bir beldeye kurtuluşa ermek için giderken burada vefat etmiş, gideceği beldeye mi yakın, çıktığı beldeye mi yakın bunu hesaplayacağız' demiş. Melekler ölçüyorlar, hesaplıyorlar bakıyorlar ki adamın öldüğü yer, gideceği yere daha yakın, tamam, mikat (sınır) bölgesini geçmiş diyorlar. Hani yol tabelalarında Manisa il sınırı yazıp üzerine kırmızı çizik atılıyor ya onun gibi bakıyorlar ki adam sınır bölgesini geçmiş. Bu durumda Cebrail (as): 'bu affedildi' demiş”. Mahkûmlara bu hikâyeyi böyle anlattım. Mahkûmlardan birisi ayağa kalktı o da katil, "hocam o papaz karo papazı mıydı acaba maça papazı mıydı" şeklinde istihza-i bir üslupla bunu sordu. İskambil kâğıtlarında var ya hani... Ulan baktım adama, tebessüm ederek ona: "ya sen ne mübarek adamsın, seni ekmek arası yaparım" dedim. O da bana: "ben de seni çiğ çiğ yerim hocam" dedi, geldi elimi öptü, boynuma sarıldı. Şimdi ben bu adama "ya bu kadar ciddi bir konuşmada kalkıyorsun ne konuşuyorsun, ortamı sulandırıyorsun" deseydim gücenirdi. Ben öyle deyince ne yaptı, geldi boynuma sarıldı ve elimi öptü. Kur'an-ı Kerimde bir ayet var "ve iza hatabehumül cahilune kalu selama (ve cahiller kendilerine laf attığında Selam derler geçerler). Böyle...  Durumunu bileceksin, adamına göre konuşacaksın, yerine göre laf edeceksin,  söylediğim söz tesir mi edecek, yan tesir mi edecek bunları düşüneceksin yani..

  • İslam âlemindeki geri kalmışlık nedendir? Nerede bir savaş varsa orası Müslüman memleketi, nerede bir sefalet varsa bakıyorsun İslam memleketi, işte Yemen, işte Suriye, işte Afganistan ve daha… Neden bu dünya inanmayana terakki yeri olsun da Müslümanlara tedenni yeri olsun?
  • İslâm'da reform, İslâm'ın güncellenmesi, çağa uydurulması gibi konulara Risâle-i Nur'un bakışı nedir?
  • Irkçılığa ve milliyetçilik konusuna Bediüzzaman'ın bakışı nedir?
  • İslâm Âlemi'nde ve Müslümanlar arasındaki ayrılıkların, fitne ve savaşların bitmesi neye bağlıdır? Bunlara karşı Bediüzzaman'ın çözüm teklifi neler olmuştur?
  • Hükumetin "kadın-erkek eşitliği, kadın açılımı, pozitif ayrımcılık politikalarını, kadınların sosyal hayatta aktif olmasını, eviyle, eşiyle ve çocuklarının terbiyesiyle ilgilenmekten çok dış işlerde çalışmasını teşvik etmesini, kadının bir şikâyeti üzerine erkeğin evden uzaklaştırılmasını bir Risâle-i Nur talebesi olarak nasıl karşılıyorsunuz?
  • Bediüzzaman'ın Mustafa Kemal'e bakışı nasıl olmuştur?
 
Anahtar Kelimeler:NURCULAR, KENDİ, ARALARINDA, NEDEN, BÖLÜNMÜŞLERDİR, “ZAMAN, TARİKAT, ZAMANI, DEĞ,
Kaynak / EditörSalim ZorbaOkunma Sayısı: 124

 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu habere hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Röportaj Haberleri
ÇANTADAKİLER-3
ÇANTADAKİLER-1
Gazeteci Coşkun Aral İle Röportaj

Gazeteci Coşkun Aral İle Röportaj
RUHU BEDENİNE AKSETMİŞ
Diğer Başlıklar

Şişli Gençlik Platformundan Barış pınarı harekatına anlamlı katkı
SENAİ DEMİRCİ, GENÇ KARDEŞLERİ İLE BERABER.
BEYAZ BASTON ETKİNLİĞİMİZE DAVET
YAZARIMIZ ANADOLU BASININDA
SANATIN KADRİNİ SANATÇI BİLİR: BİR “VAV” ÇEKMEK
Şişli Belediyesi Bu Ağaçları budayacak mıydı?
Artık Engellilerin bir programı daha var
Sizde abone olun daha çok engelliye ulaşın
İstanbul'da su kesintisi
Metro İstanbul'dan Duyuru
Yazarlar
Bülent Ertekin
ALLAH'A YAKINLIK, HUZURUN KENDİSİDİR.
Devlet demir yollarından çalışan İsmail Boy...
Nesibe TÜKEL
ASLA BİR TÜRKÜ TEHDİT ETME...
Eşkiya mı deseeeek? Haydut mu deseeek?Yada kızıl ...
Mehmet Nuri BİNGÖL
AB "BARIŞ PINARI"NIN MANASINI ANLAMIŞ...
Öylesine farkındaki bu mananın, o da bal gibi...
EYÜPHAN KAYA
Kürdistan Rojavasında neler oluyor?
Diyeceksiniz ki nedir bu Kürtlerin başına gel...
Aydan KURT
HAYATA GELMEMİZİN BİR SEBEBİ VAR
Herkes aynı şartlarda gelmiyor dünyaya. ...
Erol Aydın
KUL OLMA KONUSUNDA TUTUMLAR, DAVRANIŞLAR
Kul, en yalın ifadesi ile yaratıcı olan Allah&rsqu...
Salih Arıkan,
YOK DEĞİLİZ!!! BURDAYIIIIZ!!! BEKLERİZ.
Yokmuşuz gibi davranıyorsunuz.  Günler,...
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
ASRIN DERDİ İLE DERTLENEN ADAM (Vefatının sene-i devriyesi vesilesiyle) BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ 32
Sultan 2.Abdülhamid’ten ne istemiş Ger...
Zehra Kınalı
SA-KI-NA-CAK-SIN!!!
Ne söyleser hak için söylemişler....
Ravza ZEYBEK
ÖMÜR VAKFİYESİ
En güzel sözlerin sahibinin adıyla &hell...
Emine BİLGE
BABAMMMMM....DOLU DOLU BABAM DEMEYİ O KADAR İSTERDİM Kİ.
Kimilerine göre bir mana ifade etmeyebilir......
Halil Köprücüoğlu
FARKLI BİR AŞÛRE GÜNÜ DEĞERLENDİRMESİ ve ÖNEMİ (2)
Kutsi Kaynaklarda ve ulemanın eserlerinde, pek &cc...
M.Akif YAŞAR
KIYIYA VURAN ÇOCUKLUKLAR
Geçtiğimiz günlerde,Birleşmiş Milletle...
Umuthan KÖSE
Hayır Allah İçin Yapılır.
(Bir müslümanın, din kardeşinin bir ihti...
Tugay Şahin
4×4 TRABZONSPOR
   Yanarım, yanarım geçen hafta S...
Kadir BIYIKLI
4 gollü ŞOV
Haftalar sonra güzel futbol, net galibiyet. İ...
Mücahit Güler
NEFSİN NESNESİ OLMAK MI? İMANIN ÖZNESİ OLMAK MI?
Vefanın nasıl olması gerektiğini bizlere öğre...
Yusuf AKTAŞ
HAK ILE BATILIN, VATANSEVER İLE HAİNİN MÜCADELESİ...
Hak; kelime anlamı ile doğru, gerçek, adil,...
Rukiye Aydın
SİZ, KİMİN YÂDA KİMLERİN GAZİSİSİNİZ?
Nerden nereye geldik... Neleri...Kimleri konuşuyo...
Dr. Levent Bilgi
ELİMİZDEN GELENİN EN İYİSİNİ YAPMAK ARTIK YETERLİ DEĞİL. İMKANSIZ GÖRÜNENİ YAPMALIYIZ
  “Artık kurallara göre oynayarak...
Halil YOLDAŞ
(MERCEK) GELECEĞİMİZ UMUTLARIMIZ ÇOCUKLARIMIZ!
2019 -2020 Eğitim ve öğretim yılımız aç...
Azîz Hikmet
BU ÇAĞIN ÂSÂ-YI MUSA’SI “RİSÂLE-İ NUR” 1
“Firavun: “Eğer bir mucize ile geldins...
Prof. Dr. Atilla YARGICI
ŞEFKAT ELİ
Diyarbakır HDP binası önünde bir eylem y...
Muhammed Emin Tombak
Seferilik Sadece Meşakkat midir?
 Seferilikle ilgili yapılan tüm mün...
Abdulkadir Menek
ARNAVUTLUK’TA ENVER HOCA DÖNEMİ VE SONRASI
1925 yılında Ahmet Zogu ile başlayan ve yirmi yıl ...
Bilal Dursun YILMAZ
GÖNÜLLÜ KÖLEYİM!
Geçen yıl bu zamanlar yani okulların a&cced...
Ergun DUR
İZMİR’İN KURTULUŞU.. 9 EYLÜL 1922
9 Eylül 1922 Esaretin bittiği Yaman, Yiğit Ha...
ÖMER ÖZCAN
BEDİÜZZAMAN, HUKUK FAKÜLTESİ ÖĞRENCİSİNİN YAZISINI RİSALE-İ NUR' A DAHİL ETTİ.
Ziya Nur Aksun’u 9. vefat yıl dönü...
Handan YILDIRIM
Toplum ve Devletler Kadınların gücü ile yükselir.
Kadına değer veren Devlet ve Toplumlar geleceğe g&...
Oktay GÜLER
MERHABA
Merhaba eylül. Merhaba hazan ayı. Ormanların ...
Şener Mengene
CUMA DUASI
Lailahe illallah Cuma’nın sebebiyle, Muhamme...
Hüseyin Yılmaz
Bir dostun kaleminden Haluk Dursun!
 1987’de çalışma masama buyur ed...
Ahmet BEREKET
BU ZİHNİYETLE Mİ FETÖ İLE MÜCADELE EDECEKSİNİZ?
15 Temmuz hain darbe girişiminden önce, FET&O...
Zeynep Özderya
TAM'LIK
Acelecidir insanoğlu… Birşeyin yokluğuna sa...
Murat Gülşan
BELEDİYE OTOBÜSÜ DERSHANESİ-3
Yazın Bunaltıcı sıcaklarında işim icabı Çan...
Ahmet Ramazanoğlu
Lâmı-cimi yok
Lâmı-cimi yok, biz makam-mevki, mal-para g&o...
İbrahim Balcıoğlu
Giresun Dernekçiliğinin Serencamı…
Giresun dernekçiliğinin tarihi gurbet&ccedi...
Sebahat GÖNDEN.
TARİHİ GELENEĞİ YAŞATTILAR.
İzmir Kadınlar Birliği Derneği bugünlerde unu...
Ahmet Gülümseyen
Futbol aldatmasın, bayramlar sevindirsin…
Mükâfatı bol olduğu gibi, bir o kadar b...
Derya TİTİZ
Duvar filozofları
 Düşünmemek için bazen o kad...
Psikolog İlknur İşeri
PÜRÜZSÜZ
her şey pürüzsüz olmalı.. bıç...
Kahraman Sarı
Saygı Duymuyorum!
"Yaradılanı severiz yaradandan ötürü...
Yusuf Çayabatmaz
HARİKA İNSANLAR!
Yeni Zelanda’da olan durum herkesin malumu. ...
Bülent Gök
DÜRÜST SİYASETÇİ
Siyaset dünyasında en az olduğu düşü...
Prof. Dr. Yusuf Öztürk
ÂKİF VE BEDİÜZZAMAN
Mehmet Âkif Ersoy’un vefatının seneyi ...
Firdevs Koroğlu
MOR CEPKEN -
Mor cepken Ege efelerinin giydiği bir giysidir. Bu...
Bahar Arslan
ÖZGÜRLÜĞÜ OKUMAK!
 Özgürlük dediğimiz şey nedir?...
Birsen Çetinkaya
SAĞA,SOL'ÇARPMADAN KADİM ,KADIN OLMAK
Kadının, kadın a yaptığıdır . Çoğunlukla Y&...
Sıtkı Ada
SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI NEREYE DOĞRU GİDİYORLAR
Türkiyede sivil toplum kuruluşları. 2005 yılı...
Salim Zorba
Biz mi Zenginiz İsveçliler mi Fakir ?
İbretle okuyacağız bu alıntı yazımda aslında &cced...
Fatma Bozkurt
Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı...
Ali Rıza Karabıyık
görevimiz hastalığı tedavi etmektir!. Hastayı yok etmek değil
İmam Şafii talebelerinden biri olan Yunus ile m&uu...
Ahmet Ziya Erçakır
HİÇ FABRİKA AÇILMADI DİYEN KİMDİ ?
Türkiye’nin ilk insansı robot fabrikası...
Resul Hamza Emin
Emin Kalem
SAMSUNGSayin Cumhurbaşkanı Samsung alın öneri...
Ruhi SEMİZ
SİYASET YOK
Sevgili Haber34 takipçileri Büyü...
Ergün Karabıyık
#DEĞİŞTİR' emeyiz.
Yanlış safta yer aldığı için Saadet partisi...
Sedat Mısır
Ülkemizde Elektrik Enerjisinin Vazgeçilmez Önem ve Analizi
Elektrik enerjisiyle ilgili üretim, iletim, d...
Röportajlar
DOYURAN LEZZET Marka kalite, Gıda sicil sertifikaları ile farkında lığını gösteriyor.
Kurum Yöneticilerinden Halil SEVİM Doyuran Lezzet anlattı:”DOYURAN LEZZET, ISO 9001:2008, ISO 22000:2005, marka tescil belgesi, gıda üretim sert...
»
»
»
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
(193 Online) 0,25ms