Bugün - 07 Nisan 2020 Salı
İstanbul 15°°C
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Reklamlar
Yeni Üye
Gündem Ekonomi Sağlık İl İl İstanbul Yaşam Kültür Sanat Spor İlçeler Röportaj Eğitim Teknoloji Diğer »
Haber Detayları

SANATIN KADRİNİ SANATÇI BİLİR: BİR “VAV” ÇEKMEK

Bazen bir insan tanırsınız onunla birlikte hayatınıza, düşüncelerinize ve fiillerinize dair çok şeyler değişiverir. Bazı insanlar öyle samimidir ki ne konuşursa konuşsun bu sizde hep müspet bir etki bırakır. Onların ihlasla söyledikleri velev tenkit bile olsa aksülamel (ters tepki) yapmaz. Elbette bahsini ettiğim insanların tam aksi olanlar da vardır. Bunlar çok güzel konuşurlar, çok kibardırlar. Nezaketten kırılır gibidirler lakin samimi olmadıklarından karşılarındakinde müspet tesir bırakmadıkları gibi çoğu kez de itici geldiği, menfi tesirler uyandırdığı da bir vakıadır.

Kültür Sanat Haberi - 11 Ekim 2019 Cuma - 16:15
Bazen bir insan tanırsınız onunla birlikte hayatınıza, düşüncelerinize ve fiillerinize dair çok şeyler değişiverir. Bazı insanlar öyle samimidir ki ne konuşursa konuşsun bu sizde hep müspet bir etki bırakır. Onların ihlasla söyledikleri velev tenkit bile olsa aksülamel (ters tepki) yapmaz. Elbette bahsini ettiğim insanların tam aksi olanlar da vardır. Bunlar çok güzel konuşurlar, çok kibardırlar. Nezaketten kırılır gibidirler lakin samimi olmadıklarından karşılarındakinde müspet tesir bırakmadıkları gibi çoğu kez de itici geldiği, menfi tesirler uyandırdığı da bir vakıadır.
Resmi küçültmek için üzerini tıklayın...

u söyleşi birinci kısımda bahsi geçen insanlara örnek teşkil eden ismi ile müsemma olmuş bir güzel insanla yapıldı lakin hiç yayımlanmadı. Keşke hocamızla sair vakitlerde yaptığımız sohbetlerin tamamını kayda geçirebilseydim, keşke böylesi bir ileri görüşlülüğüm olabilseydi lakin insan elinde olan değerin çoğu zaman farkına varamıyor, farkına varanlar elbette vardır ama maalesef ben o farkı fark edenlerden olamadım. Kendisi artık emekli hoca diyeceğim ama bu emekli tabiri bana çok itici geliyor. Bir insan üretebildiği sürece emekli olamaz, hele bu bir ilim insanıysa akli melekeleri devam ettiği müddetçe sadece fiziki güç gerektiren aktif işlerden uzaklaşabilir ama emekli olamaz. Kâmil Akarsu hocamız da Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Anabilim Dalı bölümündeki aktif hocalığından ayrılmış fakat ilmi çalışmalarına devam etmektedir. Hocamızla vakti zamanında yaptığımız bu söyleşinin keyifle okunacağını düşünerek siz değerli okurlarımızla paylaşmak istedik.

Konu güzel sanatlar. Evet, yaşadığımız dönemde hususi ilgileri olanlar müstesna pek çok kişi hatt, hattat, hüsnühat gibi tabirleri bilmemek hatta duymamakla birlikte güzel sanatlar kavramını da ders verircesine kullanmakta beis görmezler, bu konuda bir yığın da laf ederler. Güzel sanatların da güzeli olan hatt sanatı üzerine yapılan bu söyleşiyi güzel bir günde (Cuma) takdirlerinize sunuyoruz.

 Bilal Dursun Yılmaz: Hatt nedir, hattatlık nedir bu sanat hakkında neler söylemek istersiniz?

 Kâmil Akarsu: Hatt kelimesinin, Arapça lûgat anlamı “çizgi”, “yazı” ve “genç kız ve yeni yetme delikanlıların yanaklarında beliren tüy” (bu tüyler, “ayva tüyü” diye de adlandırılır) dür. İslâm san’atları terminolojisinde bu kelime ve “güzellik” anlamına gelen “hüsn” kelimesinin oluşturduğu “hüsnühat” ise, çok ince, çok müşkülâtlı ve belki dünyânın en hassas san’atının adıdır. Denilebilir ki bu san’at “son derece zevkli bir çile –çille-dir.” Uygun kâğıt veya levha, kamış kalem, mürekkep… Malzemesi bunlardan ibârettir. Bu malzeme tecrübe, sabır ve göz nûruyla “eser”e dönüşür. Pablo Picasso’ya “Benim resimde varmak istediğim sembolik zirveyi, Müslüman hattatlar asırlar önce yakalamışlar.”  dedirten eserlerdir bunlar.

 alem ve kâğıt, İslâm kültüründe mübârektir;  oturulan yere, ayakaltına bırakılmaz. Âdetâ ekmek ve Kur’ân hürmeti görür. Hz. Ali’nin şöyle bir sözü rivâyet edilir: “Bugün üzerimde bir ağırlık var. Hayret, kalem yongası üzerine de oturmadım ki?!”.  Demek sadece kalem ve kâğıdı değil, yontularak kaleme dönüştürülen kamışın çer-çöpünü bile süpürüp ayak altından kaldırmak gerekirmiş eskiden.

 Hüsnühatta gönül veren kişi, öncelikle gönlü gözü nûrlu; dünyâlık telâşını aşmış; sabırlı, “şekli ve maddeyi ma’nâya dönüştürebilecek hassâsiyet ve samîmiyette”; üstelik  “eli uz”  bir insan olmak zorundadır. Meşk ettiği yazı stilinin ilk harfi olan bir “elif”i yazmayı bihakkın öğrenmek için, ömrünün aylarını harcayabilmelidir. Birkaç el hamlesiyle çektiği “elif”ler, binleri bulmadan elif ustası olunmaz. Ne zaman ki çekilen birçok elif, her noktasından yapılan ölçümlerde kusursuz ve eşit olur; o zaman “be”ye geçilebilir. Çökülür sol diz üstüne, sağ diz dikilir; sol eldeki kâğıt, sağ dize konur; derin bir nefes alınır, verilir ve o esnâda hokkaya batırılıp çıkarılan kalem, soluk verilmişken kâğıt üzerinde işlemeye başlar. Kamıştaki mürekkep tükenip kâğıtla kalemin vuslatı son bulmadan tekrar nefes alınmaz. Hattâtların, Müslüman îmânına göre “ezel”de sayılarak verilmiş olan “soluk” hisselerini, böyle iktisadlı kullandıkları için çok uzun yaşadıkları söylenir.  Velhâsıl, hüsnühat, pek söze gelir iş değildir, bir “hâl”dir tasavvuf gibi, zekât gibi, namaz gibi. Yaşayan bilir.

 Bu san’atın varlığının Arap harfleriyle ortaya çıktığı düşünülürse Türklerde hüsnühattın gelişmesine geçmeden önce bu san’atın Arap ve Acem(İranlılarda)lerdeki gelişmesinden söz eder misiniz?

 Hz. Osman’ın okurken şehîd edildiği Kur’ân, Topkapı Sarayı’nda görülebilir. Bu Kur’ân’ın yazı stili, geometrik olup adı “kûfî”dir. Kûfî tarzda yazılan harfler keskin köşeli ve uzun endâmlıdır. Klâsik mûsıkîmizin çoğu unutulmuş 498 (?) makâmının temeli nasıl “rast makâmı” ise,  sayısı 33’e ulaşan Arap harfli yazı stillerinin temeli de bu kûfî yazıdır. Bu yazı Arap hattatlarca geliştirilmiş ve onlar  “nesîh”  yazıya ulaşmışlardır. Nesih yazı, evlerimizde muhakkak bulunan Kur’ân’lardaki yazı stilidir ve Türk gözü, ömrünü Kur’ân yazmaya vakfeden Hâfız Osman’dan beri nesih’e âşinâdır.

 cemler de Arap harflerini geliştirmişler, kendi estetik zevklerine göre işlemişler; millî yazı stilleri olan “ta’lîk” ve “nesta’lîk” yazıyı geliştirmişlerdir. Acem hattı, yılankavî çizgilerle oluşan, çok zarîf ve âdetâ esnek bir yazıdır.

 klerde hüsnühattın gelişmesi nasıl olmuştur?

 Hatt” deyince “Türk” deyince, bir Türkün, cidden heyecanlanması gerekir. Yukarıda, Arap ve Acem hatlarının özelliklerine, kabaca temâs ettim. Ama “Türk hüsnühattı”na gelince, konuyu kabaca geçiştirmek imkânsızlaşır. Gâlibâ son söylenecek sözü, başta söylemek uygun olacak. İslâm âleminde şöhretli ve ister istemez doğruluğu tartışılamayan bir söz vardır: “Kur’ân Arabistan’a indi; Mısır’da okundu; İstanbul’da yazıldı.”

 ürkler, Araplarla Acemlerden sonra Müslüman oldular (Kırgızların ataları olan ve Balasagun(Murana)’da 400.000 “boz üy” sâkini olarak İslamiyet’le şereflenen Karahanlıların, ilk Müslüman-Türk topluluğu olduğunu hatırlamak gerekir). İslâm estetiği, Türkleri de elbette kuvvetle etkiledi. İslâm san’atına Türklerin en önemli katkıları, bilhassa hüsnühat ve sonra mûsıkî ve mi’mârîde oldu. Konumuz hüsnühatt olduğundan, diğerlerine temâs etmeyeceğim.

 ukarıdaki sözden, Türk hattatların Kur’ân metnini ve İslâm kaynaklı metinleri yazmaya ne kadar önem verdikleri ve ne kadar başarılı oldukları anlaşılıyor. Bunun en büyük delîli, târih boyunca “Şeyhü’l-hattâtîn”lerin, dâimâ Türk oluşudur. Bu durum, günümüz için de söz konusudur. Anlaşılsın diye tavzîh ediyorum: Yazı Arap harfli, ama o yazıyı dünyâda en güzel, en başarılı yazan kişi, hattatların başı, en büyük ve üstâd hattat, dünyâ hattatlarının şeyhi, muhakkak bir Türk olmuş. Şu anda da değişen bir şey yok. Gene en büyük hattatlar Türk.

 ürk hattatlar, el yazısında “rik’a” yı, “siyâkat”i,” siyâkat kırması”nı ve pâdişâh dîvânlarının yazısı olarak da “dîvânî” yazı stilini âdetâ îcâd etmişlerdir. Özellikle siyâkat ve dîvânî yazılar, ancak Türklerin okuyabileceği, dolayısıyla yazabileceği, sırlı denilebilecek yazılardır. Siyâkat yazıda nokta yok. Vakfiyeler bu yazıyla yazılmış. Eğer nokta koyarak yazıya müdâhale edilebilse, “vâkıf” (vakıf kurucusu)ın koyduğu hükümler, nokta ilâveleriyle “tağyîr” (başkalaştırma) ve “tebdîl” (değiştirme) edilebilirdi. Siyâkat yazı, bu müdâhale ihtimâlini, vakfın battal veya berbâd edilme tehlikesini sıfırlamaktadır. Bu yazı stilini okuyabilecek uzman, çok azdır ve neredeyse tamamı Türktür.

 Dîvânî yazı satırı ise, gövdesi kalın ve uca doğru gittikçe incelen, son kısmı yukarı kalkıp sivrileşen; uçuşan sembolik “kelebekçik”lerle, çizgilerle bütün harf araları doldurulmuş; bakanın beynine inmeye hazır murassa (üzeri işlenmiş) bir “Türk yatağanı” görünümündedir. Bu heybetteki satırların alt alta yazılmasıyla oluşan bir pâdişâh fermânı, “reddedilemezlik”, “i’tirâz edilemezlik” mevsûfiyetindedir. O fermân, “Hayır” demeyi düşünen bir ser-gerdeyi, sembolik ihtârıyla “iki büklüm” olmaya zorlar; muhâtabına, “Sakın edep sınırını aşma!..” der. 

 Dîvânî yazıyı da ancak dîvân kâtipleri yazabilir ve okuyabilir. Bir fermân ulağı, yolculuk esnâsında yakalansa, şehîd edilse de ele geçen fermânda ne yazılı olduğunu kimse okuyamaz, anlayamaz. Ancak bir başka dîvânî yazı uzmanı Türk bulmak gerekir onu okutmak için. Sadece siyâkat ve dîvânî yazılarla ilgili olarak kaydettiğim şu hususlar, çok yüksek bir zekâ, estetik, zarâfet, nezâhat, tedbîr ve gayret ürünü olma özellikleriyle, bu millî hatlara, saygı duymamız gerektiğini göstermez mi?

 Günümüzde bu hüsnüsan’ata nasıl yaklaşılmakta, gereken değer verilmekte midir, yukarıda sözünü ettiğiniz bu kıymetteki eserlerin kıymetleri bilinebiliyor mu?

 ze vâkıa (gerçek) bir hikâye: Şöhretli bir XIX. Asır hattatı, Üsküdar tarafına geçmek için Sirkeci (İstanbul yakası) iskelesine gelir. İşi aceledir; fakat para kesesini unutmuştur. Sırası gelen hamlacı (kürekçi) ya.. pehlivan kayıkçıya “Yavrum, kesemi unutmuşum evden çıkarken; beni ya borçlandırarak veya sana çekeceğim bir ‘vav’ harfini ücret kabûl ederek Üsküdar’a geçirir misin? Çekeceğim vav, sahhâflarda üç beş kuruş eder.” der. Yiğit kayıkçı elbette “Buyur amca, ayıp ettin!” demiş olmalı.

 esesini unutsa da bir hattat, “devât” (sâbit mürekkep hokkası, kamış kalemler ve birkaç parça kâğıdı taşımakta olan genellikle metalden yapılma kapaklı, uzun kutu; yazı takımı) ını aslâ unutmazmış. İhtiyâr hattat, küçük bir kâğıda muhteşem bir vav çeker ve hamlacıya uzatır yolda. Bu küçük kâğıdın beş para etmeyeceğinden emîn olan hamlacı, nezâketen  “yarı bunak” olduğuna hükmettiği ihtiyârın uzattığı kâğıdı alır; kuşağının içine yerleştirerek asılır küreklere.

 Hamlacı, aynı günün ikindi vaktinden sonra paydos eder ve yaya olarak Bâyezid Meydanına doğru yürürken kendisini “Sahhâflar Çarşısı”nın önünde bulur. Aklına, kuşağındaki “vav” gelir. Utana sıkıla ihtiyâr bir “sahhâf”a sokulup “Amca, şu kâğıt para eder mi?” diye sorar. İhtiyâr sahâf, “Amaaaan.. bu falanca üstâdın vav’ı !” deyip kayıkçıya bir günlük yevmiyesinden fazla bir para öder “vav’lı kâğıt” için.

 ir müddet sonra aynı hattât ve aynı kayıkçı gene aynı kayıkta buluşurlar. Hattât, kesesine davranır 5 kuruş çıkarmak için; fakat kayıkçı hattâtın bileğine yapışır; “Parayı boş ver amca, sen bana bir vav daha çekiver.” der. Hattâtların parayla pulla alâkaları, ancak rızık çerçevesiyle sınırlı olmak durumundadır. Bu yüzden hattât tebessümle şu cevâbı verir kayıkçıya: “O vav her zaman çekilmez evlât!”

 Hikâyenin en ibretli yönü, aynı harfin, aynı stil yazıyla da olsa ayrı eller tarafından çekilmesi (yazılması) durumunda, uzman bir kişinin, o harflerin hangi hattâtlara âit olduğunu ayırt edebilmesidir.

 Harfleri “çekmek”ten söz ediyoruz harf çekmek ne demek bundan söz edebilir misiniz?

 âtin veya Kıril harflerinin yazılmasında metot, kalemi soldan sağa “itmek”tir. Arap harfli yazımızda ise metot, sağdan sola “çekmek”tir. Mantıklı düşünülürse, gücü tasarruflu veya istenilen istikâmete yönelterek kullanma söz konusuysa, çekmek, itmeye göre daha kontrollü ve avantajlıdır. Muhtemelen Arap harfli yazı yazmayı bir san’at hâline getiren özellik, bu yazının çekilerek yazılma özelliği olsa gerektir.

 ağlığında dünyânın en büyük hattâtı yani “şeyhülhattâtîn” olan Hâmid Aytaç Beyden işitmiştim. Bir câmi için dik elips biçiminde bir âyete’l-kürsî levhası sipariş etmişler kendisine. Masa çalışmalarında yazıyı tamamlamış, pilân ve harf kompozisyonunu tamamlamış. Fakat bir “lâm-elif” problem çıkarıyormuş. Üstad, “Nereye koysam güzel durmuyordu. Gece gündüz kafam o lâmelif’teydi. Bir gece rüyâmda, uğraştığım levhayı gördüm. Üstelik lâmelif, o kadar güzel bir yerdeydi ki uyandım ve hemen beni uğraştıran lâmelifi yerine oturttum. Filân câmideki levhadır bu.”

 laşılıyor ki hüsnühat, sadece güzel yazı yazmaktan ibaret değil. Harflerin istif ve kompozisyonu, güzel yazıdan da önemli olup yazılan yazıyı “eser” kılan husûsiyettir.

 şağıda bazı örnekleri görsellik için koydum. Sanatçılarının bazıları bilemediğim için isim yazmadım. Aslında örnekleri Kâmil Akarsu hocamdan istirham edecektim lakin kendisine ulaşamadım.

 
Anahtar Kelimeler:Bazen, bir, insan, tanırsınız, onunla, birlikte, hayatınıza, düşüncelerinize, fi,
Kaynak / EditörSalim ZorbaOkunma Sayısı: 667

 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu habere hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Kültür Sanat Haberleri
BARIŞ MANÇO'YU UNUTMADIK
HAYAL-İ TEMSİL BAKIRKÖY'DE
KÜLTÜR VARLIKLARI TEMİZLENİYOR

KÜLTÜR VARLIKLARI TEMİZLENİYOR
Türkiye Bilim, Sanat ve Kültür Akademisi 2019 yılının en’lerini açıkladı
SEVDANIN MEKTUBU na alkış tufanı
TAKSİM'DE ARA GÜLER SERGİSİ
Gülen Güneş 11. Oskarları sahiplerini buldu
En Çok Okunanlar
En Çok Yorumlananlar
Diğer Başlıklar

ŞEHİR TİYATROLARINDA SÖZ ÇOCUKLARIN
ÖNSİAD KÜLÜNK ‘Ü AĞIRLADI
Yılın yöneticisi seçildi.
İZMİR KENT KONSEYİNİ KİMLER YÖNETİYOR?
TAŞIT SAYISI ARTTI
TASARRUF KAMPANYASI
ERKEN ERGENLİK RİSKİ
GECE VAPURU ENTEGRE EDİLDİ
İSVEÇ'TEN MADALYA İLE DÖNDÜLER
OKULLARARASI ATIK YARIŞMASI
Yazarlar
MİSAFİR KALEM
İTİRAF EDİYORUM ALLAHIM.
Anadolu ve İstanbul'un manevi bekçisi Eyyub...
Bülent Ertekin
SAĞLIK PERSONELİ İÇİN KAMPANYA YAPMAYA NE DERSİNİZ?
Onlar bu işin sevdalıları. Yaptıkları iş ile hem ...
Salim Zorba
Virüs değil, psikolojik inanç öldürür
950’li yıllarda bir İngiliz şilebi Portekiz&...
Mehmet Nuri BİNGÖL
NEFSİ YENMEK VE KORONAYI YENMEK. HANGİSİ ZOR?
   Kimilerine çok klişe gelebilen...
Salih Arıkan,
Vekillere Açık Mektup.
Aile toplumun temeli. Önceleri büyü...
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
KESİN DAVET 49 HAYAT KANUNDUR, NURDUR
Hayatı planlayan, projelendiren, yaratan, mahiyet...
Emine İPEK
UMUDA YOLCULUK. EVDE KAL TÜRKİYEM.
Acı çekmek. Çektiğin acıyı ç...
Abdulkadir Menek
MUSİBETİN DİLİ
 Dehşetli bir musibet başlamış bir sefere B&...
Dr. Vehbi KARA
Korona Virüsünün Hatırlattığı İnsanın Büyük Yolculuğu
Korona virüsüne neredeyse herkesten fark...
Aydan KURT
HAYIRDA BULUŞALIM
2020 yılı afatlarla geçerken hiç mi ...
Mesut KÖSEOĞLU
Bakış Açınızı Değiştirin
Av Mevsimi’nin meşhur repliğidir: “Bak...
EYÜPHAN KAYA
Şimdi İman Etme Zamanı!
Sevgili dostlar İslam’ın hoş sedası gün...
Ravza ZEYBEK
BU YOL NEREYE GİDER?
‘Ey Rabbim, göğsümü aç...
Murat Gülşan
UNUTULAN DEĞERLERİMİZ.
Bu virüs çıktıktan sonra var olan değe...
Dr. Levent Bilgi
İNSANLIĞA KORONAVİRÜS MESAJI
  Said Nursi Sözler adlı kitabının Onbi...
Halil YOLDAŞ
MERCEK
Unutmayın bütün mazlum milletlerin g&oum...
Hasan TÜRKYILMAZ
KULA bela gelmez HAK yazmayınca, HAK bela yazmaz KUL azmayınca;
Corona virüsü ile insanlık neyi anladı? ...
Nesibe TÜKEL
BEŞ PARMAK DAĞLARINDA BİR TANK.
Kahraman... Kahramanlar...Kahramanlık.Bu milletin...
Erol Aydın
KİM BU FIRSATÇILARDAN ZİYADE, NİYE FIRSATÇILIK?
Ekonomi kendi kuralları içerisinde var ola...
Bilal Dursun YILMAZ
Korona’ya mektup
Korona, senin canibinden bana gelen son mektupsun ...
Zehra Kınalı
SEVDİĞİN HER ŞEYİ ER YADA GEÇ KAYBEDECEKSİN, ÂMÂ
Ünlü yazar Franz Kafka her sabah rutin y...
Mevlüt KALELİ
EMEKLİLERE MAAŞ, BANKA PROMOSYONU...
Emeklinin banka promosyonunun ikinci dönemi.....
Ergun DUR
ZULMÜN ADI.. HOCALI KATLİAMI
Dile kolay tam 28 yıl önce bugün, &...
Halil Köprücüoğlu
Dertsiz ve mesut bir garibi dinlemek ister misiniz?
BEN Salihli Kurşunlu Kaplıcaları yolunda garip bir...
ÖMER ÖZCAN
ATIF URAL; BEDİUZZAMAN HAZRETLERİNİN MUHLİS VE FEDAKAR TALEBELERİNDEN
1933 Kars doğumludur... 1952 yılında Ankara Hukuk ...
Mücahit Güler
KATEGORİ DIŞI MÜSLÜMANLIK…
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…...
Mahir Adıbeş
VİRÜS SALGINI VARSA
  Virüslerin yaptığı hastalıklar sık sı...
Engin AKYOL
YAŞANABİLİR BİR GELECEK İÇİN EĞİTİMLERE RENK KAT
  Duyarlı toplum ve duyarlık gelecek eğitim ...
Soner SOM
HİÇ DEĞİLSE...
  Biri bitmeden bir diğeri.Sel felaketleri.....
Mevlüt KALELİ
KADİR ŞEKER...
  Bir kader kurbanı...Bu delikanlının başına...
Ahmet BEREKET
KISSADAN HİSSE
  Sözlerime Hz. Ömer Efendimizden ...
İbrahim Balcıoğlu
Giresunlular Nerelerde Yaşıyor?
2019 yılı sonu itibariyle TUİK ülke nüfu...
Rukiye Aydın
[01:59, ADAM OLMAK HER İNSANIN OLACAĞI BİR ZANAAT DEĞİLDİR.
  1989 yılında, İstanbul'a ilk kez gelen Car...
İsmail ÖZMEMİŞ
İŞTE BİR BÜTÜN TÜRKİYE.
KÜRT Diyarbakır Belediyesi Deprem Çadı...
Mehmet Kozoğlu
Dini Kaç kuruşa satalım
Londra'daki camii'ye yeni bir imam gönderilmi...
Mümin ÇÖPÜR
ÇAĞIMIZIN EN BÜYÜK HASTALIĞI: YALNIZLIK
Yalnızlık öylesine acı veren ve ürkü...
Eğitimci Mustafa ÖZDEMİR
TOGG YERLİMİ MİLLİ Mİ ?
1) Tanıtılan otomobiller için (daha ön...
Emine BİLGE
ÖYLE BİR ADALET OLMALI Kİ...
Ne garip bir hayat. Düşünüyorum da...
Mahir ADIBEŞ
HAYVANLARDAN İNSANLARA GEÇEN HASTALIKLAR
Bilindiği gibi 6 Temmuz 2019 günü Dü...
Şener Mengene
DOĞU TÜRKİSTANDA YAŞANAN ZÜLME VE İNSANLIK DIŞI İŞKENCELERE KARŞI
  BASIN AÇIKLAMASI Yıllardır devam e...
Özlem CİNİC
“ Yuh Artık”
Kadın şiddet biter mi? Vallahi hiç umudum y...
Handan YILDIRIM
Bana olağanüstü gelen şeyler ama Türkiye'de yaşayan insanımızın alışık olduğu ve gayet tabii gördüğü şeyler.
 Ben şunu bilir şunu söylerim:Bu memleke...
Muhammed Emin Tombak
Sayıların Arapçadaki Konumu ve Gizemi – 2
Önceki yazımda 1’den 10’a kadar o...
Hüseyin Yılmaz
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı
Bu yazının maksadı Kamal Atatürk tenkidi deği...
Prof. Dr. Atilla YARGICI
GELECEK ENDİŞESİ VE BÜYÜK FİNAL SINAVI
Öğrenciler tarafından sınavlar, bir öl&u...
M.Akif YAŞAR
KIYIYA VURAN ÇOCUKLUKLAR
Geçtiğimiz günlerde,Birleşmiş Milletle...
Umuthan KÖSE
Hayır Allah İçin Yapılır.
(Bir müslümanın, din kardeşinin bir ihti...
Tugay Şahin
4×4 TRABZONSPOR
   Yanarım, yanarım geçen hafta S...
Kadir BIYIKLI
4 gollü ŞOV
Haftalar sonra güzel futbol, net galibiyet. İ...
Yusuf AKTAŞ
HAK ILE BATILIN, VATANSEVER İLE HAİNİN MÜCADELESİ...
Hak; kelime anlamı ile doğru, gerçek, adil,...
Azîz Hikmet
BU ÇAĞIN ÂSÂ-YI MUSA’SI “RİSÂLE-İ NUR” 1
“Firavun: “Eğer bir mucize ile geldins...
Oktay GÜLER
MERHABA
Merhaba eylül. Merhaba hazan ayı. Ormanların ...
Zeynep Özderya
TAM'LIK
Acelecidir insanoğlu… Birşeyin yokluğuna sa...
Ahmet Ramazanoğlu
Lâmı-cimi yok
Lâmı-cimi yok, biz makam-mevki, mal-para g&o...
Sebahat GÖNDEN.
TARİHİ GELENEĞİ YAŞATTILAR.
İzmir Kadınlar Birliği Derneği bugünlerde unu...
Ahmet Gülümseyen
Futbol aldatmasın, bayramlar sevindirsin…
Mükâfatı bol olduğu gibi, bir o kadar b...
Derya TİTİZ
Duvar filozofları
 Düşünmemek için bazen o kad...
Psikolog İlknur İşeri
PÜRÜZSÜZ
her şey pürüzsüz olmalı.. bıç...
Kahraman Sarı
Saygı Duymuyorum!
"Yaradılanı severiz yaradandan ötürü...
Yusuf Çayabatmaz
HARİKA İNSANLAR!
Yeni Zelanda’da olan durum herkesin malumu. ...
Bülent Gök
DÜRÜST SİYASETÇİ
Siyaset dünyasında en az olduğu düşü...
Prof. Dr. Yusuf Öztürk
ÂKİF VE BEDİÜZZAMAN
Mehmet Âkif Ersoy’un vefatının seneyi ...
Firdevs Koroğlu
MOR CEPKEN -
Mor cepken Ege efelerinin giydiği bir giysidir. Bu...
Bahar Arslan
ÖZGÜRLÜĞÜ OKUMAK!
 Özgürlük dediğimiz şey nedir?...
Birsen Çetinkaya
SAĞA,SOL'ÇARPMADAN KADİM ,KADIN OLMAK
Kadının, kadın a yaptığıdır . Çoğunlukla Y&...
Sıtkı Ada
SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI NEREYE DOĞRU GİDİYORLAR
Türkiyede sivil toplum kuruluşları. 2005 yılı...
Fatma Bozkurt
Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı...
Ali Rıza Karabıyık
görevimiz hastalığı tedavi etmektir!. Hastayı yok etmek değil
İmam Şafii talebelerinden biri olan Yunus ile m&uu...
Ahmet Ziya Erçakır
HİÇ FABRİKA AÇILMADI DİYEN KİMDİ ?
Türkiye’nin ilk insansı robot fabrikası...
Resul Hamza Emin
Emin Kalem
SAMSUNGSayin Cumhurbaşkanı Samsung alın öneri...
Ruhi SEMİZ
SİYASET YOK
Sevgili Haber34 takipçileri Büyü...
Ergün Karabıyık
#DEĞİŞTİR' emeyiz.
Yanlış safta yer aldığı için Saadet partisi...
Sedat Mısır
Ülkemizde Elektrik Enerjisinin Vazgeçilmez Önem ve Analizi
Elektrik enerjisiyle ilgili üretim, iletim, d...
Röportajlar
Bolotbek Şamşiyev: Kumancan Datka Filminin Kalitesini Düşük Buluyorum
Bolotbek Şamşiyev ile 2009 yılında dönemin Devlet Başkanı Kurmanbek Bakiyev’in başdanışmanlığını yaptığı dönemde bir röportaj vesilesiyle K...
»
»
»
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
(351 Online) 0,58ms