Bugün - 01 Haziran 2020 Pazartesi
İstanbul 20°°C
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Reklamlar
Yeni Üye
Gündem Ekonomi Sağlık İl İl İstanbul Yaşam Kültür Sanat Spor İlçeler Röportaj Eğitim Teknoloji Diğer »
Yazar Detayları
Whatsapp'ta Paylaş

Ahmet Ramazanoğlu

Ahmet Ramazanoğlu - Yemenli Ahmed Efendi

Yemenli Ahmed Efendi
Yazı Tarihi: 26 Nisan 2020 Pazar

Yakın zaman önce yaşanmış olan şu hâdise, Efendimiz (s.a.v.)’in “rahmet”vasfının her an cârî olduğuna ve O’na tevessül ile yapılan duânın Hak katındaki makbûliyetine dâir, ne kadar da ibretli bir misaldir:

1988 senesinde, Medîne-i Münevvere’deki Cuma Câmii’nin inşâsı sırasında yaşadığı ibretli bir hâtırayı, Mimar Mahmud Sâmi Kirazoğlu kardeşimiz şöyle naklediyor:

Malzeme deposu sorumlularımızdan Yemenli Ahmed Efendi’nin uzun bir müddettir Perşembe günleri işe gelmediğini tespit ederek, hafta başında kendisini çağırttım. Ona:

“–Burası Cuma Mescidi’nin inşaatıdır. Bizim gâyemiz, rızâ-yı ilâhîye uygun amellerle herkesin helâl kazanmasıdır. Bu hayırlı işi, samimiyet, ciddiyet ve bir ibadet heyecanıyla sürdürmek durumundayız.

Kıymetli Ahmed Efendi, seni üzgün görüyorum. Bir sıkıntın mı var? Senin her problemin için hizmete hazırım, derdin neyse anlat!” dedim.

Yaşlı gözler, boğaza düğümlenen kısık sesli cümleler ve çaresizlikten dertli bir gönülle, yavaş yavaş anlatmaya başladı:

“–Benim 14 yaşında, anadan doğma kötürüm bir kızım var; adı Ümmügülsüm. Çok küçükken hastalığının farkına vardık. Sonra, gitmediğimiz hoca, doktor, çıkıkçı, hastahane, kaplıca, fizik tedavi uzmanı ve kullanmadığımız ilâç, bitki kalmadı. Başka ülkeler de dâhil, pek çok yeri dolaşarak, imkânsızlıklar içinde, her türlü çâreye başvurduk; ancak nâfile. Bir arpa boyu bile yol alamadık. Kızım, yaşı ilerledikçe şekilden şekle giriyordu. Hem kendisi hem de biz, bu hâli kabullenemiyorduk, alışamıyorduk bir türlü.

Riyad’da, yabancıların kurduğu, ancak özel zevâtın girebildiği, tam teşekküllü bir ihtisas hastahanesi var. Allah (c.c.) nasîb etti, bir hayır sahibi vâsıtasıyla girebildik elhamdülillâh. Altı aydır orada her türlü tedavi yapıldı, ancak yine de bir gelişme olmadı. Annesi şu an yanında refâkatçi kalıyor. Ben de her Çarşamba, akşam uçağı ile gidip Cumaları gece vakti dönerek, Cumartesi iş başı yapıyorum. Size gelip durumu bildirerek özür dileyecek, helâllik alıp izin isteyecektim. Lâkin ilk zamanlar çekindim, sonra da gelemedim, affedin.”

Bir an Ahmed Efendi’nin hâlini düşündüm. Üç gidiş-geliş uçak bileti, 2 aylık maaşı kadardı. Daha önce yapmış olduğu masrafları da düşünürsek, epey bir borç altına girdiği belliydi garibin. Seneler önce bir mevlid esnâsında rastlamıştım kendisine. Kasîde okunurken ağlıyordu. “Nerede ağlayacağını bilen, ağlamanın bu denli yakıştığı, ne güzel, gönül ehli bir insan.” diye geçirmiştim içimden. Bunları düşünürken, bir yandan da nasıl yardımcı olabileceğimi sordum, borcunu da Allâh’ın izniyle hâlledebileceğimizi söyledim. Duâ edip sevinirken, yaşlı gözleri uzaklara, sanki Riyad’a bakıyordu.

“–Şimdi farklı bir durum var, onu arz edeyim.” dedi ve şöyle devam etti:

“–Evvelki gün, altı aydır kızımı birçok testlerle, şoklarla, her türlü tedaviye çalışan bölüm başkanı, gayr-i müslim, ecnebî bir profesör, beni odasına götürerek karşısına aldı, üzgün ve mahzun bir ifâdeyle dedi ki:

«–Sizleri aylardır izliyorum. Bir anne-baba olarak, maddî-mânevî yapılabilecek her şeyi yaptınız, gücünüzün üzerinde bir fedâkârlık gösterdiniz. Biz de elimizden gelen, tıbbın ulaşabildiği bütün teknikleri denedik. Sonradan olma bir rahatsızlık olmadığı için, baştan beri imkânsız görünmesine rağmen, sizin gözlerinizdeki ümit ışıltısına, gönlünüzdeki engin şefkate duyarsız kalamayarak samimiyetle çalıştık. Maalesef başaramadık. Tıp şu noktadan sonra artık çaresiz, tıbbın verebileceği bir şey kalmadı. Şifâ bulması için Amerika’da, hattâ Ay’da bile bir ihtimal zerresi olsa, size “alın götürün, onu da deneyin” diyeceğim ama, artık yok. Ancak, bütün bu yoklara rağmen bir şey var! O da şu:

Senin Peygamber’inin Allâh’ın Sevgilisi olduğunu ve O’nun çok merhametli bir Peygamber olduğunu söylüyorlar. O’na gidip niçin bir cân u gönülden yalvarmıyorsun? O isterse, Allah O’nu kırmaz, dileğini kabul eder. Unutma bu, senin son ve tek çâren artık.»

Ecnebî doktor yine devamla:

«–Sizleri kardeşim gibi sevdim, insânî duyguların, mâneviyâtın, inancın, şefkatin, azmin, aşkın ne olduğunu sizde gördüm. Kızınızı, kızım gibi sevdim. Her gün ziyaretimde, bana tam teslim olmuş bir durumda, beni içimden ağlatan, her şeye rağmen ümitle ışıldayan gözlerini, o melek gibi mâsum sîmâsını unutmayacağım. Resmini çektim, iznin olursa cüzdanımda taşıyacağım. Bu vak’a benim meslek hayatımda ve yaşantımda bir dönüm noktasıdır.

Zaman zaman senin elinde gördüğüm ipe dizili boncuk taneleri ile -ki sonra adının “Sübha” yani tesbih olduğunu öğrendim- ne yaptığını sorduğumda:

“–Allâh’ımın ismini binlerce defa tekrar ediyorum. Peygamber’ime selâm ediyorum.” demiştin. İnsan neyi severse onu çok söyler! Bu samimî sevginin boşa çıkmayacağına bütün kalbimle inanıyorum. Bir gün ülkeme dönsem bile arada bir sizi arayacağım, sesinizi bana duyurun. Yolunuz açık olsun, güzel haberlerinizi bekleyeceğim.» diyerek beni uğurladı.

O an, bambaşka bir hâlet-i rûhiye içine girdim. Üzüntülüyüm, mutluyum, şaşkınım, ümitliyim, zıt duyguları aynı anda yaşıyorum.”

Ahmed Efendi sözlerine şöyle devam etti:

“–Mahmud Ağabey, kızımı Pazartesi sabahı taburcu edecekler, müsâade ederseniz, Pazar günü erkenden gidip, muâmeleleri tamamlayıp, evrak, filim, rapor vs. ne varsa toparlayıp Medîne-i Münevvere’ye geleceğiz inşâallah.” dedi. Ben de:

“–O hâlde hemen harekete geçelim; senin gidiş, üçünüzün de dönüş biletlerini ayarlayalım. Seni havaalanına götürecek ve karşılayacak araba da hazır, başka bir ihtiyaç olursa, onu da hâllederiz bi-iznillâh.

Fakat profesörün sözleri çok mânidar. Döner dönmez bu ikâzı en iyi şekilde değerlendirmemiz gerekir. Kendisiyle tanışmak isterim.” dedim.

Ertesi sabah kendilerini uğurladık. Pazartesi günü, şoför karşılamaya gitti, sonra yanıma tekmil vermeye geldi. Şoföre:

“–Ne yaptın, evlerine teslim ettin mi, öğlene de yemek ayarlayalım.” dedim. Şoför ise:

“–Ahmet Efendi ve âilesi doğrudan Harem-i Şerîf’e gitmek istediler. Kızı tekerlekli sandalyesine bindirdik, üçü de ağlıyordu. Benim de içim parçalandı. Kız, ufacık, sanki on yaşında gibi. Bu zamana kadar belinden aşağısı hiç tutmamış, dayanmadan oturamıyor bile. Ancak yüzüstü, kollarını dikerek sürünebiliyormuş, çok acı!” dedi.

“–Biliyorum, babası bana birçok resmini gösterdi. Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler.” dedim.

Aradan takriben yarım saat geçti, bir gürültü patırtı koptu, dışarı çıktım. Ahmed Efendi karşımda, feryâd ü figân ağlayarak koştu, boynuma sımsıkı sarıldı, yapıştı, bırakmıyor. Ne dediğini anlamıyorum.

“–Yâhu ne oldu? Hayırdır inşâallah, gel şuraya otur, bir şeyler iç. Bu ne hâl?” diye sordum. Kendini yere attı; secde ediyor…

Sübhânallah!.. Ortada iyi bir şey olduğunu hissediyordum ama, ne olduğunu anlayamıyordum.

“–Dur bir dakika! Şu işin, arabadan indikten sonraki safhalarını anbean anlat bakalım. Oraya kadarını takriben biliyorum.” dedim.

Yaşlı gözlerle anlatmaya başladı:

“–Kızı tekerlekli sandalyesine bindirip annesiyle beraber Bâb-ı Nisâ’ya (Hanımlar Kapısı’na) bırakıp doğrudan, Bâb-ı Cibrîl’den huzur-i Rasûlullâh’a vardım. Şebeke-i Saâdet’e yapıştım, kimseyi gözüm görmedi. Kimse de beni görmedi. Ben ellerimi kaldırdım; «Yâ Rab! Ben kızımın şifâsı için 13 senedir duâ ettim. Özellikle onun için hac ve umreler yaptım. Gözyaşlarımla şebeke-i Rasûlullâh’a yapışarak yalvarıp yakardım. Gecelerim gündüzlerim duâlarla, ibadetlerle geçti. Gücümün üstünde sadakalar verdim. İyi niyetinden şüphe etmesem de, gayr-i müslim bir kulunun; “Niye Peygamber’ine gidip candan bir duâ etmiyorsun?” îkâzı bana çok ağır geldi.» diyerek Rabbime uzun uzun duâ ettim.

Sonra Efendimiz (s.a.v.)’e yöneldim:

«Yâ Rasûlâllah, Sen Rahmeten li’l-Âlemîn’sin, Sen’in huzuruna geldim, ama maddî-mânevî tükenmiş olarak geldim. Artık mecâlim ve tâkatim kalmadı. Bundan sonra kızımı Sana teslim ediyorum. Ben artık çâresizlikler içerisinde ne yapacağımı bilemiyorum...» diye naz ve niyâz içinde hıçkırarak, yalın ayak dışarı attım kendimi.

Bu mânevî sekir hâlindeyken, yavrum Ümmügülsüm’ün «BABAA, BABAA!» diye haykıran sesi kulağımda çınladı. Bir de arkama baktım ki, doğru dürüst sürünemeyen kızım, hanımlar tarafından koşarak geliyor. Arkasında annesi de ona yetişmeye çalışıyor. Kızımla kucaklaşıp ağlaştık. «Yâ Rabbi, bu ne tecellîdir!?» dedim. Hemen tekrar Harem-i Şerîf’e girip Efendimiz’e şükran duyguları içerisinde salât ü selâmlarda bulundum, Mevlâ’ma şükrettim. Sonra da sana müjde vermeye geldik. Mahmud ağabey, işte arabadalar, gel kendi gözlerinle gör!..”

Efendimiz (s.a.v.)’in rahmet ve şefaatine mazhar olan yeğenimiz, elimi öpmeye gelmişti. Şaşkın ve mutlu bir vaziyette gözyaşlarımızla ağzımızdan; «سُبْحَانَ اللّٰهِ وَ بِحَمْدِهِ سُبْحَانَ اللّٰهِ الْعَظِيمِ» hadîs-i şerîfi döküldü.

“–Bugün bayram oldu!” dedim. “İş paydos! Şükür kurbanları kesip, fakirleri de toplayıp akşama ziyafet verelim, Hatm-i Kur’ân cemiyeti yapalım. Harem-i Şerîf’te yatsıyı edâ ettikten sonra buluşalım.” dedim.

Onları eve gönderip arkalarından da giderek, fakir ama gönlü zengin bu güzel insanların evinde gerekli ihtiyaçları tespit edip akşam için hazırlık yaptık. Akrabalar, eş-dost toplanmıştı. Önceleri şifâ dilemek için kalkan eller, şimdi şükür için kalkıyordu. Her tarafı huzur kaplamıştı. Îmânın, teslîmiyetin, ümit kesmemenin, saf bir gönülle ve usûlüne uygun, hattâ naz ile edilen tevessül ve duânın neticesiydi bu. Tıbben imkânsız denilen bir vak’ada; kulun, Efendimiz (s.a.v.) vesîlesiyle Allâh’a niyâzı neticesinde, ikrâm-ı ilâhîye mazhar oluşunun, çok açık ve net bir tablosuydu bu.

Yemenli Ahmed Efendi ile sabah buluştuğumuzda kendisine:

“–Şimdi bizi bekleyen, bir büyük hizmet daha var. Hadi bakalım, bu işe sebep olan doktor beye teşekkür borçluyuz. Bu iş, telefonla da olmaz. Sizlerde zihnî bir problem olduğunu düşünebilir. Birkaç gün istirahat ettikten sonra, Ümmügülsüm’ü de alarak yine üçünüz, doğru Riyad’a gideceksiniz. Bilet ve otel masraflarını biz inşâallah ayarlarız. Doktorun, o güzel düşüncesinin bu kadar çabuk tahakkuk ettiğini kendi gözleriyle görmesi lâzım. Hattâ sırf o değil, altı aydır kızının hizmetinde bulunan diğer doktorlar, hasta bakıcılar, hizmetkârlar, idârî personel vs. hepsi görmeli. Tıp literatürüne geçecek bu hâdise, nice hidâyetlere vesîle olabilir…” dedim.

Bir hafta sonra üçünü uğurladık. Doktor beyin yanından beni aramalarını ricâ etmiştim. Mutluluk gözyaşları içinde doktorla aramızda şu telefon konuşması geçti.

Doktor dedi ki:

“–Mesleğimizin gâyesi, işte böyle hizmet olmalı.”

Ben de mukâbeleten:

“–Her insanın gâyesi, aslında «Yaratan’dan ötürü yaratılanlara hizmet» olmalı.” dedim. Doktor:

“–Sizinle nasıl görüşebilirim?” diye sorunca:

“–Müsâit zamanınızda gelirim.” dedim.

“–Öyleyse hemen bekliyorum.” dedi.

Ben de ertesi gün gittim. Tanıştık, sarıldık. Medîne gülü ve hakkında hadîs-i şerîf olan Acve hurması götürdüm. Özelliklerini anlattım, sevindi. Ümmügülsüm’le de ilgili çok şeyler söyledi:

“–Telefonla müjdeyi aldıktan sonra teşekkür için gelmelerini bekliyordum, çok duygulandım.” dedi.

“–Takdir etmek, kıymet bilmek, kadirşinaslıktır. Bundan yoksun olan, hamd etmeyi de, şükretmeyi de bilmez.” dedim ve devamla:

“–Buradan hareketle ben de bir şey düşünüyorum. Senin, «O, Allâh’ın Sevgilisi’dir, Allah O’nun arzusunu kırmaz.» dediğin Zât da senin arzunu kırmadı. Acaba O da senden bir teşekkür bekler mi, ne dersin?” dedim.

“–Beni oraya kabul etmeleri için ne yapmam lâzımsa hazırım. Borcumu ödemeliyim.” dedi. Ben de hemen:

“–Bir tek cümle; «Kelime-i Tevhîd»!” dedim.

“–Öğret!” dedi ve ayağa kalktı. Kelime-i Tevhîdi tekrarlayınca sevinçle boynuma sarıldı. Başladık beraberce ağlamaya.

“–Ben bu kelime-i tevhîdi çok sevdim, bir defa ile kalmayıp hep söylemek istiyorum. Ahmed Efendi’nin elindeki tesbihle Allâh’ın güzel isimlerini tekrar tekrar zikretmesini şimdi daha iyi anlıyorum. Ben asıl şimdi doğdum, ilk nefes ve ilk anne sütü ile yeni bir hayata başladım. Çok açım, susuzum, beslemeye devam et beni, ne olur bırakma!” dedi.

“–Sen istesen de bırakmam. Bu bir lûtf-i ilâhîdir. İçeri ilk girdiğimde yüzündeki îman nûrunu görmüştüm. Peygamber Efendimiz’in en sevdiği, Ebû Bekir (r.a.) Efendimiz’dir. Senin ismin de Ebû Bekir olsun mu?” dediğimde, gözyaşları daha da çoğaldı. Ben devamla:

“–İşte şimdi «nûrun alâ nûr» oldu.” dedim. Hemen bir câmiye gidip, imam efendiden işi resmîleştirip ikâmesine, hüviyetine ve pasaportuna «Dîni: İslâm» olarak işletmek üzere muâmelelere başladık. İşler tamamlandıktan sonra Medîne-i Münevvere’ye beklediğimi söyleyerek vedâlaştık.

Doktor, birkaç gün sonra Medîne-i Münevvere’ye geldi. Havaalanına karşılamaya gittim, yanında iki doktor asistanı da vardı. Tanıştırdı, kucaklaştık. Yeni müslüman olmasına rağmen onların da hidâyetlerine vesîle olmuştu. Büyük bir sevinç içinde:

“–Allâh’ın izniyle bu hidâyet zinciri böyle devam edip gider inşâallah!” dedim.

Otele uğrayıp abdest tazeledikten sonra ziyaretlere başladık. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in huzûr-i âlîlerinden ayrılamadılar.

“–Hayatımızda secde kadar zevk aldığımız bir şey yaşamadık.” dediler. Kendilerine namazla ilgili kısa bilgiler verdim. Hazret-i Hamza Efendimiz’i, Uhud’u, Kuba, Kıbleteyn ve Yedi Mescidleri, Cennetü’l-Bakî’yi ziyaret ettik.

Ahmed Efendi ve kızı ile akşam yemeğini birlikte yedik. Eski günleri yâd ettik. Cuma namazını Kâbe-i Müşerrefe’de kılmak üzere umre niyetiyle sabah namazından sonra hareket ettik. Yolda belli noktaları anlatarak ve sohbet ederek gittik. Kâbe’yi görünce ilk duânın makbûliyetini anlattım. Efendimiz (s.a.v.)’in en çok namaz kıldıkları yeri, kâinâta teşrif ettikleri evi, Cebel-i Nûr’u, hac güzergâhını vs. ziyaret ettik elhamdülillâh. Gece Medîne-i Münevvere’ye döndük. Sabah da Riyad’a uğurladık.

“–Çok ihtiyacımız var, sık sık buluşalım. Biz de geliriz, sen de gel.” dediler. Soru-cevap ve sohbet ihtiyacı had safhadaydı. İslâmiyetle müşerref olduktan sonraki ilk haclarını birlikte yaptık. Kalabalıklaşmışlardı, sayıları giderek artıyordu. Hattâ ülkelerinde de yakın çevrelerinde bulunanların hidâyetlerine vesîle oluyorlardı çok şükür. Bildikleri lisanlarda dînî kitaplar temin ediyorlardı. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’ne yeni ümmetler arz ediyorduk elhamdülillâh. Rabbime sonsuz şükürler olsun.

Bu güzelliklerin müsebbibi olan -Allah (c.c.) ondan râzı olsun- Ümmügülsüm kızımızın zamanla boyu ve kilosu normalleşti, 1995’te evlendi. Evinin eşyaları ve diğer masraflarla ilgili, nasîbi olanlar hizmet etti. Şu anda iki oğlu, iki kızı var, mutlular.

Yemenli Ahmed Efendi’nin yaşadıkları, kendi ağzından üç kişi tarafından dinlenerek tercüme edilip, fakirin şâhit olduklarıyla birlikte aynen tarafımdan kaleme alınmıştır.

Mahmud Sâmi Kirazoğlu

 
İletişim E-Posta: salimturka@gmail.com - Telefon: Okunma Sayısı: 71


 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

Yemenli Ahmed Efendi
Lâmı-cimi yok
Diğer Yazarlar

LİDER VE LİDERLİK..
NEDİR LEYLET'ÜL KADR
GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER
bir zamandan ibretler
YARADAN A YAKARIŞ
Su içilmesi ve içilmemesi gereken haller
Evde Kal / Ama Önce Tedbir
MAYIS VE ANNEM
Virüs Krizi ve Strateji'nin Önemi
Şu hadiseyi bin kere okusam bin kere dinlesem bıkmam...
Yazarlar
Bülent Ertekin
SADECE SAĞLIKTAKİ BAŞARILI ÇALIŞMALAR İLE GURUR DUYMAYIN.
  Bakara suresi 216. ayet. "Hoşunuza gi...
Mehmet Nuri BİNGÖL
VEHBİ'NİN KERRAKESİ
  Teferruata giremiyeceğim. Hem yaz yağmurla...
Erol Aydın
OKUMA KONUSUNDA CEMAZİYEL EVVELİMİZ
Okuma konusu her dönemde sıkıntılı olmuştur....
Halil Köprücüoğlu
NURLU BİR MÜMİNİN BİR GÜNÜ
Nurlu mümin, Kur’an’ın, Sünn...
Nesibe TÜKEL
DÜŞMANIMIN DÜŞMANI, DOSTUMDUR
Bütün dertleri... Sıkıntıları...Varsala...
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
MUCİZE HEDEFİNDEKİ TEKNOLOJİNİN DİLİ SONDAJ MAKİNALARI MUSA ALEYHİSSELAMDAN MI İLHAM ALDI
Hazreti Musa Aleyhisselâm, Firavun döne...
Necla YAPICI
bir zamandan ibretler
Bir zamanlar. Çin'de bir adam o kadar a&cc...
Engin AKYOL
HİZMETTE SEFERBER OLMALIYIZ.
Hizmeti anlamlı kılan ve sürdürüleb...
Ergun DUR
KORONA..CORONA.. COVİT 19..
Aylardır ülkemizi ve tüm dünyayı es...
Şener Mengene
KORONAVİRÜS-COVİD VE YENİ EKONOMİ
Koronavirüs ile birlikte çok büy&...
Rukiye Aydın
SİNİR KÜPÜ ANNELERE MEKTUP
Selamünaleyküm. Değerli hanımefendi, Al...
Zehra Kınalı
VAKİT TÜRKİYE VAKTİDİR...
Cumhuriyet gazetesinin sahibi Alev Coşkun 27 Mayıs...
Hasan TÜRKYILMAZ
CUMA, MÜSLÜMANLARIN BAYRAMIDIR.BUGÜNE DENK GELEN İSTANBUL’UN FETHİNİN SENEYİ DEVRİYESİNİ KUTLUYORUM:
  Allahü Teala, Cuma günün&uu...
EYÜPHAN KAYA
EKSİSİYLE ARTISIYLA RAMAZAN PİŞKİN BİZİMDİR
  Yıllardır Diyarbakır Ulu caminin avlusunu ...
Murat Gülşan
GAF PROJESİ
Gaf’ ın Sözlük anlamı her ne kadar...
Mustafa ÇEBİ
Su içilmesi ve içilmemesi gereken haller
7 HALDE SU İÇİLMEZ : 1 - Banyodan sonra su...
Halil YOLDAŞ
Bayramlaşmayı Başarabilecek miyiz?
Allah Hamd ve Şükürler olsun ki bu koron...
Ergün Karabıyık
DEVLETİMİZ, SAĞLIK SİSTEMİNDE BAKIŞ AÇISINI DEĞİŞTİRMELİDİR.
Zamanında adliye saraylarının büyümesi...
Abdulkadir Menek
DR TAHSİN TOLA VE SENİRKENT
Tek parti sultasının bütün zulmet ve deh...
Salih Arıkan,
SÖMÜRGE GÜNLERİNE ÖZLEM Mİ DUYUYORSUNUZ?
Akşam Ezanı. İslâm diyarı oldugumuzun şiarı...
Ravza ZEYBEK
RAMAZANI ÖZÜMÜZE ALALIM
En güzel sözlerin sahibinin adıyla&helli...
Ali KARACA
LİDER VE LİDERLİK..
"Bir milletin Lideri onlara hizmet eden onları y&o...
Dr. İsmail DİNÇER
NEDİR LEYLET'ÜL KADR
Nedir leylet'ül kadr?  Neyi sunar, neyi...
İmren DERELİ
GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER
Gergindi.  Sinirliydi.Öfkesi fırtına ol...
Mahir Adıbeş
Bizim Mahallenin İnsanları: OTO TAMİRCİSİ ELVAN USTA
Bizim mahallenin insanlarından Oto Tamircisi Elvan...
Aydan KURT
BAZENDE VEDA ETMEK GEREKİR...
Doğduğumuz andan itibaren başlar bu süre&cced...
Ahmet BEREKET
“AK SAÇLILAR” OLUŞUMUNDAN 60 AİLEYE ERZAK YARDIMI.
“AK SAÇLILAR” ismi ile yeni bir...
MİSAFİR KALEM
Şu hadiseyi bin kere okusam bin kere dinlesem bıkmam...
Ramazan ayının son on günü içeris...
Dr. Levent Bilgi
Göznüru Annelerimiz
Yaşlarımız ilerliyor, çocuklarımız belki de...
Emine İPEK
ÖZLEDİM...
Yüreğimin en derin yerinde bir ağırlık var.&n...
Osman KÖSE
MAYIS VE ANNEM
  Babam, Kara Haydar. Fatsa eşrafından eski ...
Mücahit Güler
TALEP, TALİBİN AYNASIDIR
Rahman ve Rahim olan Allah’ın cc adıyla&hell...
Dr. Vehbi KARA
FETÖ Elebaşı Gülen’i Tanıyalım
Son 10 yıldır Fetulllah Gülen’i milleti...
Mesut KÖSEOĞLU
Kaybolan Bir Haslet: Diğerkâmlık
Ramazan ayının güzelliklerinden biri olsa ger...
Mahir ADIBEŞ
VİRÜS SALGINLARINDAN KORUNMANIN TEK YOLU TOPLUM BAĞIŞIKLIĞI
Virüs salgınları, kontrolü kaçırm...
Salim Zorba
MİLLİ VE DİNİ AİLE YAPITAŞIMIZIN İMHA BOMBASI İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
-İstanbul Sözleşmesi, Türkiye’nin ...
Mustafa SEYMEN
YARADAN A YAKARIŞ
ILAHİ YA RABBİM,99 İSM-İ ŞERİFİN hürmetine,EF...
Mustafa ŞENTÜRK
Virüs Krizi ve Strateji'nin Önemi
  Stratejik çalışmalara daha fazla &o...
Ahmet Ramazanoğlu
Yemenli Ahmed Efendi
Yakın zaman önce yaşanmış olan şu hâdis...
M.Akif YAŞAR
KORONA GÜNLERİNDE ÇOCUK BAYRAMI
       Bugün 23 Nisan.Adı...
Yusuf AKTAŞ
ONLAR EVİN YOLUNU UNUTTU .... SEN EVDE KAL Kİ, ONLAR DA EVLERİNE ERKEN DÖNSÜNLER !
  Umarım #EvdeKalTürkiye günlerini...
Prof. Dr. Atilla YARGICI
Korona virüsten evrimcilere tokat gibi cevap
  Allah insana bir çok duygular vermi...
Beytullah Ateş
Evde Kal / Ama Önce Tedbir
  Tüm Dünya'yı etkisi altına alan ...
Bilal Dursun YILMAZ
Korona’ya mektup
Korona, senin canibinden bana gelen son mektupsun ...
Mevlüt KALELİ
EMEKLİLERE MAAŞ, BANKA PROMOSYONU...
Emeklinin banka promosyonunun ikinci dönemi.....
ÖMER ÖZCAN
ATIF URAL; BEDİUZZAMAN HAZRETLERİNİN MUHLİS VE FEDAKAR TALEBELERİNDEN
1933 Kars doğumludur... 1952 yılında Ankara Hukuk ...
Soner SOM
HİÇ DEĞİLSE...
  Biri bitmeden bir diğeri.Sel felaketleri.....
Mevlüt KALELİ
KADİR ŞEKER...
  Bir kader kurbanı...Bu delikanlının başına...
İbrahim Balcıoğlu
Giresunlular Nerelerde Yaşıyor?
2019 yılı sonu itibariyle TUİK ülke nüfu...
İsmail ÖZMEMİŞ
İŞTE BİR BÜTÜN TÜRKİYE.
KÜRT Diyarbakır Belediyesi Deprem Çadı...
Mehmet Kozoğlu
Dini Kaç kuruşa satalım
Londra'daki camii'ye yeni bir imam gönderilmi...
Mümin ÇÖPÜR
ÇAĞIMIZIN EN BÜYÜK HASTALIĞI: YALNIZLIK
Yalnızlık öylesine acı veren ve ürkü...
Eğitimci Mustafa ÖZDEMİR
TOGG YERLİMİ MİLLİ Mİ ?
1) Tanıtılan otomobiller için (daha ön...
Emine BİLGE
ÖYLE BİR ADALET OLMALI Kİ...
Ne garip bir hayat. Düşünüyorum da...
Özlem CİNİC
“ Yuh Artık”
Kadın şiddet biter mi? Vallahi hiç umudum y...
Handan YILDIRIM
Bana olağanüstü gelen şeyler ama Türkiye'de yaşayan insanımızın alışık olduğu ve gayet tabii gördüğü şeyler.
 Ben şunu bilir şunu söylerim:Bu memleke...
Muhammed Emin Tombak
Sayıların Arapçadaki Konumu ve Gizemi – 2
Önceki yazımda 1’den 10’a kadar o...
Hüseyin Yılmaz
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı
Bu yazının maksadı Kamal Atatürk tenkidi deği...
Umuthan KÖSE
Hayır Allah İçin Yapılır.
(Bir müslümanın, din kardeşinin bir ihti...
Tugay Şahin
4×4 TRABZONSPOR
   Yanarım, yanarım geçen hafta S...
Kadir BIYIKLI
4 gollü ŞOV
Haftalar sonra güzel futbol, net galibiyet. İ...
Azîz Hikmet
BU ÇAĞIN ÂSÂ-YI MUSA’SI “RİSÂLE-İ NUR” 1
“Firavun: “Eğer bir mucize ile geldins...
Oktay GÜLER
MERHABA
Merhaba eylül. Merhaba hazan ayı. Ormanların ...
Zeynep Özderya
TAM'LIK
Acelecidir insanoğlu… Birşeyin yokluğuna sa...
Sebahat GÖNDEN.
TARİHİ GELENEĞİ YAŞATTILAR.
İzmir Kadınlar Birliği Derneği bugünlerde unu...
Ahmet Gülümseyen
Futbol aldatmasın, bayramlar sevindirsin…
Mükâfatı bol olduğu gibi, bir o kadar b...
Derya TİTİZ
Duvar filozofları
 Düşünmemek için bazen o kad...
Psikolog İlknur İşeri
PÜRÜZSÜZ
her şey pürüzsüz olmalı.. bıç...
Kahraman Sarı
Saygı Duymuyorum!
"Yaradılanı severiz yaradandan ötürü...
Yusuf Çayabatmaz
HARİKA İNSANLAR!
Yeni Zelanda’da olan durum herkesin malumu. ...
Bülent Gök
DÜRÜST SİYASETÇİ
Siyaset dünyasında en az olduğu düşü...
Prof. Dr. Yusuf Öztürk
ÂKİF VE BEDİÜZZAMAN
Mehmet Âkif Ersoy’un vefatının seneyi ...
Firdevs Koroğlu
MOR CEPKEN -
Mor cepken Ege efelerinin giydiği bir giysidir. Bu...
Bahar Arslan
ÖZGÜRLÜĞÜ OKUMAK!
 Özgürlük dediğimiz şey nedir?...
Birsen Çetinkaya
SAĞA,SOL'ÇARPMADAN KADİM ,KADIN OLMAK
Kadının, kadın a yaptığıdır . Çoğunlukla Y&...
Sıtkı Ada
SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI NEREYE DOĞRU GİDİYORLAR
Türkiyede sivil toplum kuruluşları. 2005 yılı...
Fatma Bozkurt
Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı...
Ali Rıza Karabıyık
görevimiz hastalığı tedavi etmektir!. Hastayı yok etmek değil
İmam Şafii talebelerinden biri olan Yunus ile m&uu...
Ahmet Ziya Erçakır
HİÇ FABRİKA AÇILMADI DİYEN KİMDİ ?
Türkiye’nin ilk insansı robot fabrikası...
Resul Hamza Emin
Emin Kalem
SAMSUNGSayin Cumhurbaşkanı Samsung alın öneri...
Ruhi SEMİZ
SİYASET YOK
Sevgili Haber34 takipçileri Büyü...
Sedat Mısır
Ülkemizde Elektrik Enerjisinin Vazgeçilmez Önem ve Analizi
Elektrik enerjisiyle ilgili üretim, iletim, d...
Röportajlar
Çanakkale Savaşının ilk bayan şehidi hemşire Erika
Ragıp, Selanikli' ve Mustafa Kemal'le akrandı, 1881 doğumluydu, askeri tıbbiyeden mezun oldu, hekim yüzbaşıydı… Eğitim için Almanya'ya g&oum...
»
»
»
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
(12 Online) 0,84ms