Bugün - 20 Ağustos 2019 Salı
İstanbul 32°°C
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Reklamlar
Yeni Üye
Gündem Ekonomi Sağlık İl İl İstanbul Yaşam Kültür Sanat Spor İlçeler Röportaj Eğitim Teknoloji Diğer »
Yazar Detayları
Whatsapp'ta Paylaş

Bilal Dursun YILMAZ

Bilal Dursun YILMAZ - BİZİ KİM KURTARABİLİR?

BİZİ KİM KURTARABİLİR?
Yazı Tarihi: 18 Temmuz 2019 Perşembe

 

Dün öğle arası mesai arkadaşımla sohbet ederken arkadaşım şu cümleyi kurdu: “Atatürk’ü çok özlüyorum. Keşke çıkıp gelse de çok değil, 20 yıl bizi yönetse her şeyi düzeltip gitse…” sohbeti devam ettirip ettirmemekte biraz tereddüt ettikten sonra arkadaşıma ifade ettiğim düşüncelerimi sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Arkadaşımın bu özlemine karşılık ona şu cümleyi kurdum: “değil Atatürk, kim gelirse gelsin dediğin şekilde bir düzelmeden, gelişmeden, kalkınmadan söz edemeyiz.” Evet, genelde İslam âlemi özelde ise Türkiye 400 yıldır bir tedenni trendinde gitmektedir. Bu aşağı doğru eğilim bazı zamanlarda yukarı doğru bir hareket göstermişse de uzun vadede aşağı doğru gidiş devam etmiş, hala da etmektedir. Zaman zaman Türk tarihini dinden ayrıştırarak sadece Türklerin töreye dayanan devlet geleneği mevzu bahis yapılsa da hakikatte Talas Savaşı (751) ile başlayan yaklaşık 1300 yıllık bir İslami geçmişe sahibiz. İslamiyet’i kabul etmekle de kalmamışız yaklaşık bin yıldır da İslam’ın dünyaya bayraktarlığını yapmaktayız. Bu gün de dâhil… Türklerin İslamiyet’i kabulüyle başlayan bu bin yıl ortalama şeklinde dönemlere taksim edildiğinde üç yüz yıl terakki, üç yüz yıl rölanti, dört yüz yıldır da tedenni dönemindeyiz denilebilir. Elbette köşe yazısını tarih dersine sokacak değilim lakin tarihe bakıldığında fazlaca genellenmiş bir bilgi de olsa ortalama durum böyledir… Fütuhatların devam etmesi bu mantıki yaklaşımı değiştirmemektedir. Henüz Türklerin İslam’la müşerref olmadığı, içinde asrısaadetinde olduğu ilahi dönem istisna tutulmuş, kâbil-i kıyas yapılmamıştır.
Buna mukabil aynı dönemi yaşadığımız Avrupa’nın bin yılı da bizim tam tersimiz gibidir denilebilir. Yani onların da ilk üç yüz yılı tedenni, sonraki üç yüz yılı tedenninin dibi, son dört yüz yıl da geri doğru bir terakki dönemi olarak kabul edilebilir. Avrupa’nın bir asrısaadetinden bahsedemesek de İslam mütefekkirlerini de etkisi altına almış Aristo ve Sokrat’a dayanan klasik düşünce sisteminden bahsedebiliriz.
Peki, ne oldu da Orta Çağda insanlara gülmeyi yasaklayan, düşünmeyi engelleyen Skolastik Dönem kırılarak Avrupa’da bir terakki (yükselmek-ileri gitmek) dönemi zuhur etti? Evet, geçtiğimiz aylarda büyük bir yangın faciasıyla adını tekrar dünya gündemine getiren Notre Dame Katedrali gibi Avrupa’da nice hayranlık uyandıran görkemli dini yapılar aslında nasıl bir trajedinin üstüne inşa edildiği tarihçe malumdur. Bugün farklı şekilde pazarlansa da… Papazların cenneti parsel parsel sattığı o tahakküm dönemlerinde inşa edilen bu yapılar bugün aslında Avrupa’nın karanlık tarihinin de hafızasıdır. Avrupa; Rönesans ve Reform hareketleriyle Hristiyan dininin mensuplarınca da safiliğini kaybedip, bozulmuş bir dinin tahakkümünden kurtulup her sahada bir kalkınma harekâtı başlatmıştır. Aynı tarihlerde İslam âlemi ise yozlaşama dönemine girmiş, Avrupa’nın kalkınma usullerini İslam’a uyarlamak isteyenler ve bunu reddedenler şeklinde iki fırkaya ayrılmıştır. Baskın olan taraf ise Avrupa’nın üstünlüğünü kabul edenler olmuş, yaklaşık dört yüz yıldır da kıblemiz Batı olmuştur. Şöyle diyelim; kendilerinin sahip çıkmadığı Aristo’dan da etkilenen Müslüman ilim adamları İbn-i Rüşt’ler, İbn-i Sina'lar, Farabi’ler vs. karanlık Avrupa’yı yüz yıllarca aydınlatmışken son dört yüz yıldır biz Avrupa’nın ışığından medet ummaya çalışıyoruz. Peki, bir netice aldık mı? dönemsel olarak kısa vade de buna evet diyebilsek de uzun vade de hayır.
Bugün Avrupa’nın dışında Asya’nın kadim kültürleri Çin, Japonya ve Hindistan gibi devlet ve milletlerle birlikte son üçüyüz yılda ortaya çıkan ABD gibi emperyalist bir toplama bir kültürden de bu mevzuda bahsedilebilir.
Asıl soru şu: Avrupa düşünce tarihinin temellerini oluşturan Aristo ve talebelerinin fikirlerini Avrupalılara yeniden keşfettirip onları terakkiye sevk eden Müslüman mütefekkirler kendi mensubu oldukları ve Müslümanlara asrısaadeti yaşatan bir dine sahip olmalarına rağmen neden dört yüz yıldır baş aşağı gidiyorlar, bu aşağı gidişe niçin mani olunamıyor?
Kısa cevabı şu: Avrupa, kendi mensuplarının da tasdik ettiği bozulmuş bir dini terk ederek, eski klasik felsefesine geri dönüp terakki etmeye başladı. Müslümanlar ise insanı diri diri gömen bir vahşilikten asrısaadete çıkaran bir dinden vaz geçmeseler de onda lakaytlık gösterip yozlaştıkları nispette uzun vade de hep aşağı doğru gittiler. Kişilere ve belli dönemlere indirgenen kısmı terakkiler ise umumi tedenniyi önleyememiştir. Yani son dört yüz yılda İslam âlemi içinde bazı kişiler döneminde bazı dönemler çöldeki vaha gibi olsa da İslam âlemi genel olarak çoraklaşmıştır.
Başa dönersek arkadaşım “Atatürk yirmi yılda bizi düze çıkartsa” dediğinde ona “kardeşim kısaca tarihe baksan bu tarihin içinde Atatürk’ü de göreceksin” dedim. O da “abi kıyaslayamasın o, küllerinden bir devlet doğurdu” dedi. Ona şunu dedim; Almanya hem 1. Dünya Savaşının hem de 2. Dünya Savaşının en büyük kaybeden devletidir. Malum tarihçe 1. Dünya Savaşında Almanya, Avusturya ve Osmanlıyla birlikte diğer Avrupa devletlerine karşı savaşmış, savaşta Osmanlının iki katı, bir milyonun üzerinde asker kaybetmiş, 2. Dünya Savaşında da aynı Almanya yine en büyük savaş kaybeden devlet olmuştur. Bugün aynı Almanya İngiltere’nin rakibi, Avrupa’nın en güçlü devletidir. Yani bizim 2. Dünya Savaşında bizzat yer almamış olmamıza rağmen Almanya’nın iki kere kül olup yeniden dünyanın en güçlü devletlerinden biri olması nasıl açıklanmalı? Ya da Japonya 2. Dünya Savaşının en büyük kaybeden ikinci devleti, bugün ise dünyanın süper gücü biz ise savaşa girmedik ama her sahada bu devletlerinin gerisindeyiz…
Bu arada pek çoğumuzda hayranlık uyandıran Japonların aslında 2. Dünya Savaşında Hitler’in gölgesinde kalan düşmana yaptıkları insanlık tarihi açısından mide kaldıracak cinsten şeyler değildir ki bu durumlar bahsimizden hariçtir… Gelelim Çin’e; Japonlardan çok büyük darbe yemiş, Japonların vahşi kıyımlarından en büyük nasibi (!) Çin almıştır. Endonezya Çin’den sonra Japonlardan en büyük darbeyi yiyen diğer bir devlettir.
Bugün Almanya, Japonya, Çin, Endonezya hepsinin gelişmişlik düzeyleri bizimle kıyaslanamayacak kadar ileridir (Müslüman olan Endonezya’yı biraz istisna tutmak gerekiyor). Bir başka devletten de söz edip konuyu bağlayayım. Burun kıvırdığımız İran, Müslüman olmakla yukarıda sözü edilen devletlerden farklı bir konuma sahiptir. Bizden ileri mi geri mi bilmiyorum ama dünya ölçeğinde etki gücüne sahip ülkelerden biri olmakla beraber birbirimize karşı farklı üstünlüklerimizle aynı kategoriye girebileceğimizi düşünüyorum. İran’ı da kadim bir kültüre sahip olduğu için bu örnekleme dâhi ettim.
E o zaman biz nasıl Japonya kadar her sahada güçlü bir devlet olabiliriz? Ya da Çin kadar dünyayı korkutabilir, Almanya kadar çalışma isteği doğurabilir, İngiltere kadar hayaller ülkesi olabiliriz?
Yukarıdaki tarihi bağlama dönerek verilen örnekler muvacehesinde çok kısa bir cevap verelim: “Başkası olma kendin ol” teziyle.
Yani; biz dört yüz yıldır Avrupa’yı takip etmek yerine Japonya gibi, Çin gibi, İngiltere ve hatta Hindistan gibi kendi töresine, inancına sımsıkı bağlı kalarak bunu yapabiliriz. Biz bugün Almanlar gibi ya da köksüz ABD ya da Rusya gibi dininden tecerrüt ederek teknik akılla onların seviyesine ulaşamayacağımızı tarih bize açıkça gösteriyor. Başkası olmayıp kendimiz olarak Silikon Vadisinden sonraki ikinci büyük bilişim ve teknoloji yatırımlarına sahip olan ineğin kutsallaştırıldığı Hindistan kadar gelişebiliriz. Bizi dün, bugünün medenilerine üstün eyleyen değerlerimize millet olarak şuurla bugün sahip çıkarsak bin yıl önceki gibi yine başarırız. En önemli esas topyekûn bir şuurla bunu irade etmektir. Yoksa bugün dünyanın en süper beynini getirip ülkeye yönetici yapsan ne yazar, taban aynı avam olduğu sürece, zihniyet değişmedikçe yapılacak tüm müdahaleler palyatif düzeyde kalacaktır. Sonuç ölümü geciktirmekten başka bir işe yaramayacaktır. İşin özü; ben, kardeşim, arkadaşım yani biz özümüze dönmedikçe tavandan yapılacak müdahaleler ancak geçici çözümler getirecektir, yüz yıl sonra da bu tartıştığımız mevzuların aynen devam etmesi kaçınılmaz olacaktır.
*
Bilal Dursun YILMAZ

 
İletişim E-Posta: salimturka@gmail.com - Telefon: Okunma Sayısı: 79


 
Yorumlar
*** Yorum Yaz

Mustafa Çıkrık ()
Bilal kardeşim gerçekten konuyu çok güzel tahlil edip incelemişsin. “Kendimiz kalarak, dinimize ve değerlerimize bağlı kalarak gelişmek.” Tarih de bunun en büyük şahididir zaten. Gerek İslâm’ın dünyanın üç kıtasında hem siyasî, hem askerî, hem de fikrî olarak 30 sene gibi kısa bir sürede insanların akıllarında, kalblerinde, ruhlarında ve nefislerinde hâkim olduğu ilk dönemleri, gerek ilim, teknik ve sanatta 300 sene boyunca bir çok buluşlara ve eserlere imza atıldığı Abbasîlerin ilk dönemleri, gerek Endülüs’te kurulan ve yaklaşık 8 yüzyıl boyunca Avrupa’yı ilimde, medeniyette ve insanlıkta aydınlatan Endülüs Emevî devleti (bu medeniyetler döneminde yapılan ilmî keşif ve buluşların ayrıntısına çok girmek istemiyorum. Sadece bir kaçına değinecek olursak; 30 metre derinlikten su çıkaran çarklı mekanik sistemler, gece yol ve caddeleri aydınlatma ve kanalizasyon sistemleri, sunî döllenme, hayvan ve bitki ıslahları, eczacılık ve kimyanın bir bilim olarak ortaya konması ve binlerce kimyevî ilacın tecrübe/deney yoluyla ortaya konması, optik fiziğin kurulması ve gözün çalışma sisteminin izahı, küçük kalp dolaşımı sisteminin açıklanması, dünyanın çapının, güneşe olan uzaklığının günümüzdeki değerlere çok yakın olarak hesaplanması, binlerce yıldızın haritasının çıkarılması ve isminin verilmesi, yüzlerce çeşit astronomi ve tıp aletinin keşfedilip bilimde kullanılması, cerrahi ilminin geliştirilmesi ve pek çok ameliyatın başarıyla yapılması, modern kütüphanelerin, rasathanelerin ve üniversitelerin kurulması vs...) gerekse Osmanlı’nın kuruluş ve yükseliş döneminde bilimde, sanatta, teknolojide, medeniyette ve insanlıkta ortaya koyduğu güzellikler, farklı dinden, kültürden, dilden ve ırktan insanları barış ve kardeşlik içinde bir arada yaşatması İslâm’ın biz Müslümanlara, Türklere, Araplara ve diğer Müslüman milletlere kazandırdığı pozitif ve olumlu değerler ve güzelliklerdir. Bunları inkâr etmek, tarihi inkâr etmektir. İslâm’a ve tarihte sahip olduğumuz bu güzelliklere tekrar sarılarak ilimde, teknikte ve medeniyette yeniden yükselmek umuduyla..
Gönderilen Tarih - 19 Temmuz 2019 Cuma (16:42)  

Diğer Yazıları

BİZİ KİM KURTARABİLİR? 2/2
BİZİ KİM KURTARABİLİR?
Duygular Anlatılabilir mi?
KÜÇÜK AMA İŞLEVİ BÜYÜK
Ak Parti, gençler ve gelecek…
MÜZMİNLİĞİN KIRILIŞI
SUSKUNLUK SARMALINI KIRAN ADAM …
SİYEZ BULGURU VE DEĞİŞEN STATÜ GÖSTERGELERİ
Diğer Yazarlar

Yalnızmıyım ya siz yalnızmısınız?
EĞİTİMDEN GÂYE NEDİR?
Sevgini Kurban Et Ömrün Bayram Olsun
Lâmı-cimi yok
BİZİ KİM KURTARABİLİR? 2/2
TARİHİ GELENEĞİ YAŞATTILAR.
"CANIM VATANA" "KANIM KIZILAYA"
BİR MİLAT OLARAK 15 TEMMUZ
ALLAH'A MEKTUP YAZAN DELİ !
SOSYAL KÜLTÜREL YARDIM VE DAYANIŞMANIN YENİDEN HAYAT BULDUĞU STK 'LAR
Yazarlar
Erol Aydın
GÜLÜN ŞAHLANIŞI OLARAK MURADI ALPEREN
         ...
Bülent Ertekin
AYŞE TATİLDE.
  Ayşe tatilde...Bülent hergün tat...
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
ZELZELE
17 Ağustos Sakarya Depremi Münasebetiyle İsp...
Zehra Kınalı
VARGİT ÇİÇEKLERİ
Vargit!!! Bak git oğlum a ne kadarda benziyor değ...
Ergun DUR
BAYRAMLAR BAYRAM OLSUN..
Müslümanların iki bayramı vardır. Birisi...
Aydan KURT
"CANIM VATANA" "KANIM KIZILAYA"
Derneğimizin kuruluş yıldönümün&uum...
Ravza ZEYBEK
KEŞKESİZ AŞKLAR
En güzel sözlerin sahibinin adıyla&helli...
Prof. Dr. Atilla YARGICI
TATİLİ TATİLE GÖNDERMEK
Yaz tatili başlıyor. Tatil ataletten gelir. Atalet...
Muhammed Emin Tombak
Sevgini Kurban Et Ömrün Bayram Olsun
Önümüz kurban bayramı. Herkes o meş...
EYÜPHAN KAYA
Beşeri sermayemiz zayıf arkadaş
Dünya artık bir ülkenin durumunu değerle...
Dr. Levent Bilgi
KURBAN, KALP VE DOST
İslamiyetin en anlamlı iki bayramından biri olan o...
Handan YILDIRIM
Yalnızmıyım ya siz yalnızmısınız?
            Her insa...
Hüseyin Yılmaz
YARGI VE DEVLET TERÖRÜ!
Korku, insandaki en zayıf damar... Terörü...
Ahmet BEREKET
BU ZİHNİYETLE Mİ FETÖ İLE MÜCADELE EDECEKSİNİZ?
15 Temmuz hain darbe girişiminden önce, FET&O...
Halil Köprücüoğlu
KURBAN VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ 2
Bir gün önceki KURBAN VE DÜŞÜN...
Abdulkadir Menek
SURİYELİ MUHACİRLER
Suriye’de sekiz senedir devam eden zulü...
Azîz Hikmet
EĞİTİMDEN GÂYE NEDİR?
Çok akıllı, çok zekî, ç...
Bilal Dursun YILMAZ
BİZİ KİM KURTARABİLİR? 2/2
Bir önceki yazımda 7-8 milyar olan dünya...
Nesibe TÜKEL
SOSYAL KÜLTÜREL YARDIM VE DAYANIŞMANIN YENİDEN HAYAT BULDUĞU STK 'LAR
Eskiden köylerde imece usulü, şehirlerde...
Rukiye Aydın
BİR MİLAT OLARAK 15 TEMMUZ
Evet; 15 TEMMUZ bir milattır, suskun, masum, yılla...
Zeynep Özderya
TAM'LIK
Acelecidir insanoğlu… Birşeyin yokluğuna sa...
Murat Gülşan
BELEDİYE OTOBÜSÜ DERSHANESİ-3
Yazın Bunaltıcı sıcaklarında işim icabı Çan...
Ahmet Ramazanoğlu
Lâmı-cimi yok
Lâmı-cimi yok, biz makam-mevki, mal-para g&o...
Şener Mengene
lusal Afet Planlaması
Dünyada ve ülkemizde meydana gelen k&uum...
İbrahim Balcıoğlu
Giresun Dernekçiliğinin Serencamı…
Giresun dernekçiliğinin tarihi gurbet&ccedi...
Oktay GÜLER
ALLAH'A MEKTUP YAZAN DELİ !
Elazığ Tımarhanesi'nde (Akıl ve Ruh Sağlığı Hastan...
Sebahat GÖNDEN.
TARİHİ GELENEĞİ YAŞATTILAR.
İzmir Kadınlar Birliği Derneği bugünlerde unu...
Ahmet Gülümseyen
Futbol aldatmasın, bayramlar sevindirsin…
Mükâfatı bol olduğu gibi, bir o kadar b...
M.Akif YAŞAR
YENİ HÜKÜMET SİSTEMİNİN KOKTEYL İTTİFAKINDA OLUŞTURDUĞU HASAR ve TOPLUM DEĞERLERİNE KATKISI
            &nb...
Derya TİTİZ
Duvar filozofları
 Düşünmemek için bazen o kad...
Psikolog İlknur İşeri
PÜRÜZSÜZ
her şey pürüzsüz olmalı.. bıç...
Kahraman Sarı
Saygı Duymuyorum!
"Yaradılanı severiz yaradandan ötürü...
Yusuf Çayabatmaz
HARİKA İNSANLAR!
Yeni Zelanda’da olan durum herkesin malumu. ...
Bülent Gök
DÜRÜST SİYASETÇİ
Siyaset dünyasında en az olduğu düşü...
Prof. Dr. Yusuf Öztürk
ÂKİF VE BEDİÜZZAMAN
Mehmet Âkif Ersoy’un vefatının seneyi ...
Firdevs Koroğlu
MOR CEPKEN -
Mor cepken Ege efelerinin giydiği bir giysidir. Bu...
Bahar Arslan
ÖZGÜRLÜĞÜ OKUMAK!
 Özgürlük dediğimiz şey nedir?...
Birsen Çetinkaya
SAĞA,SOL'ÇARPMADAN KADİM ,KADIN OLMAK
Kadının, kadın a yaptığıdır . Çoğunlukla Y&...
Sıtkı Ada
SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI NEREYE DOĞRU GİDİYORLAR
Türkiyede sivil toplum kuruluşları. 2005 yılı...
Salim Zorba
Biz mi Zenginiz İsveçliler mi Fakir ?
İbretle okuyacağız bu alıntı yazımda aslında &cced...
Fatma Bozkurt
Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı...
Ali Rıza Karabıyık
görevimiz hastalığı tedavi etmektir!. Hastayı yok etmek değil
İmam Şafii talebelerinden biri olan Yunus ile m&uu...
Ahmet Ziya Erçakır
HİÇ FABRİKA AÇILMADI DİYEN KİMDİ ?
Türkiye’nin ilk insansı robot fabrikası...
Resul Hamza Emin
Emin Kalem
SAMSUNGSayin Cumhurbaşkanı Samsung alın öneri...
Umuthan KÖSE
Serbest Köşe
Uyudukça Uyuyası Gelir İnsanın. Yür&u...
Ruhi SEMİZ
SİYASET YOK
Sevgili Haber34 takipçileri Büyü...
Ergün Karabıyık
#DEĞİŞTİR' emeyiz.
Yanlış safta yer aldığı için Saadet partisi...
Sedat Mısır
Ülkemizde Elektrik Enerjisinin Vazgeçilmez Önem ve Analizi
Elektrik enerjisiyle ilgili üretim, iletim, d...
Röportajlar
Tımarhaneden Medreseye Giden İman ve Tahkik yolunun yolcusu ÇANTADAKİLER-2
İki hafta önce ilk bölümü yayınlanan ve hayli ilgi gören röportajımızın ikinci bölümünü bu hafta yayımladık. A...
»
»
»
Arşiv Arama
Facebook
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
(95 Online) 0,19ms